Ben Hırvatistan’dayken II

İkinci Bölüm: TV Programı Hakkındaki Şüphelerim

Garibime giden başka bir şey de Vedrana’nın, Hırvatistan’a gidecek olan kişinin ben olup olmadığı konusunda hep yüzdelerle konuşması oldu: “Ercan, yüzde 80 sen geliyorsun buraya!” İki gün sonra, “yüzde 90 yarışmanın kahramanı sen olacaksın” diyordu e-postasında. Programa katılmamın kesinleştiği gün bile şansım, ona göre, yüzde 99.9 idi. Kendisi aslında bu yüzde haberleri ile ilgimi yüksek tutmak istiyordu belki, ancak benim umurumda değildi doğrusunu söylemek gerekirse: zaten hiç hesapta olmayan bir şey olduğundan, olsa da olur olmasa da diye düşünüyordum, fakat onun hevesini de tabi ki kırmadım.

En sonunda seçildiğim haberi geldi ve biletim gönderildi. Bu sefer Hırvatistan’da böyle bir iş için doldurmam gereken evraklar gönderilmeye başladı. Biraz sıkılmadım değil tabi ama, gecikmeli de olsa gereken evrakları tamamladım ve geri gönderdim.

Bu arada Hırvatların Osmanlı yönetimi altında geçirdikleri yüzyıllar hakkında bilgi sahibi olmamı rica ettiler. Bu konularda bilgim vardı, ama yine de bildiklerimi tazelemeye giriştim, çünkü bu programın Balkanlar’daki Türk tarihi ve bu ülkelerdeki Türk imajı ile yakından ilgili olduğundan artık emindim.

Buna rağmen, gitmeme bir kaç gün kala, bu programın Türklerle alay etmeye ve hatta bu yolla öç almaya yönelik olabileceğine dair şüphe duymaya başladım. Zira programın içeriği hakkında hiçbir bilgi vermiyorlar, bunun bir sürpriz olduğunu söylüyorlar ve merakımı arttırıyorlardı. Hemen bu işe girişmeme ön ayak olan rejisör arkadaşım Oytun’a endişelerimi yazdım. Öyle tepkisel milliyetçi fikirlere sahip bir insan değildim ama bir vatansever olarak ülkemiz, insanımız ve geçmişimizle alay edilmesine de izin veremezdim. Hümanizmaya ve insanların barış içinde bir arada yaşamasına inanıyor ve her milletin tarihine saygı duyuyordum ama bunun herkesin düsturu olmasını da bekliyordum.

Sonuçta Oytun’un Vedrana ile iletişime geçmesini ve programın içeriği hakkında bilgi almasını rica ettim. Ona da sır vermediler ancak benim Hırvatistan’daki seyahatim sırasında çok iyi bir şekilde ağırlanacağımı ve bu ziyaretimin hayatımın en güzel anılarından birisi olacağını belirttiler. Macera düşkünlüğüm bu davete evet demekte bir an bile tereddüt etmemem gerektiğini söylüyordu; ben de tabi ki hayır demedim. Hem ne ile karşılaşırsam karşılaşayım, en olumsuz durumda dahi bilgiyle karşılık verebileceğime ve bunu sinirlenmeden yapacağıma inanıyordum. Benim yerimde aşırı milliyetçi biri olsa, gösterebileceği gereksiz ve ayarsız tepkiler ile, büyük ihtimal, dost yerine düşman kazanırdı. Veya aşırı liberal veya tarih bilgisi eksik ya da naif birisi de, Türkiye ve Türklerle alay edilmesi durumunda, gerekli cevap ve açıklamaları yapamayıp pasif kalabilirdi. Kendime inanıyordum ve, ne yalan söyleyeyim, biraz da kendimi denemek istiyordum.

Devam edecek...

Üçüncü Bölüm: Üçüncü bölüm? Henüz başlığını koymadım :))

Comments

Popular posts from this blog

Ben Hırvatistan’dayken

"Berlin'de Türk-Alman Futbol Şöleni" mi dediniz!?!

Türkiye enerji alaninda ayni anda, birbiri ile celisen amaclar izlemeye calisiyor