Posts

okuyanın, araştıranın, öğrenenin müşkül durumu

Image
insan dediğin, güzel, ideal düsüncelerle dolu, hangi insan olursa, temel hali bu insanın... ayrıca okuyor, araştırıyor, bilgiye ulaşıyor, yeni yeni felsefelerle tanışıyor, doluyor, sadece bilgi ile değil fakat aynı zamanda şevkle: "ben de yaparım bunu" "bunu burda da yapmalı" diyor veya yeni yeni fikirler geliyor aklına, sorunlar üzerine düşünürken. ama gerçek dünyaya gelince bambaşka bir zihniyetle karşılaşıyor: o öğrenilen, aranılıp bulunan güzelliklerin bu dünyada yeri yok... onlar bu dünyada; hor görülüyor küçük görülüyor gereksiz görülüyorlar. zaman kaybı, deli divane işi - "senin başka işin yok mu?" "eski köye yeni adet mi getiriyorsun?" peki, soruyorum o zaman: neden okullar, üniversiteler var o zaman? neden kitaplar basılıyor, neden kafalar yoruluyor, daha iyiye, güzele ulaşmak için? orada öğrendiklerini uygulayamayacaksa, insanlar... kitaplara, felsefeye ne gerek var? bırakın o zaman onları, kalsınlar raflarda; en azından tozlar bilsin o...

Ben Hırvatistan’dayken III

Image
Hırvatistan'da İlk Günüm Önce Prag’a uçacak, sonra da Zagrep’e devam edecektim. Daha önceki “Doğu Avrupa” uçuşlarımda deneyimlediğim gibi iki uçak da küçük ve pervaneli tipdeydiler. Doğrusu şaşırmıştım bu duruma, çünkü Hırvatistan’ın son yıllarda oldukça büyük önem kazanan bir turizm ülkesi olduğunu düşünüyordum ve oraya daha büyük uçakların—özellikle de Almanya’dan uçulduğunu düşünecek olursak—hizmette olmasını beklemiştim. Beklendiği gibi sesten çok rahatsız oldum ama Zagrep’e ulaştığımda kulaklarım hala benimle beraberdiler. Havaalanında beni Vedrana karşıladı. Yolculuğumun bittiğini sanıyor ve biraz dinlenmeyi umuyordum. Hatta biraz şansım olur da şehri bir parça keşfetme imkanı bulurum belki diye umutlanıyordum. Ancak şaşkınlıkla, programın yapımcısı ve sunucusu Knjaz ile 5 saatlik bir araba yolculuğuna çıkacağımı öğrendim. Ama hala deniz kenarına gideriz belki diye düşünüyordum ki, gideceğimiz yerin denizle alakası olmadığını, içerlek bir bölge olduğunu söyledi Vedrana, s...

Ben Hırvatistan’dayken II

Image
İkinci Bölüm: TV Programı Hakkındaki Şüphelerim Garibime giden başka bir şey de Vedrana’nın, Hırvatistan’a gidecek olan kişinin ben olup olmadığı konusunda hep yüzdelerle konuşması oldu: “Ercan, yüzde 80 sen geliyorsun buraya!” İki gün sonra, “yüzde 90 yarışmanın kahramanı sen olacaksın” diyordu e-postasında. Programa katılmamın kesinleştiği gün bile şansım, ona göre, yüzde 99.9 idi. Kendisi aslında bu yüzde haberleri ile ilgimi yüksek tutmak istiyordu belki, ancak benim umurumda değildi doğrusunu söylemek gerekirse: zaten hiç hesapta olmayan bir şey olduğundan, olsa da olur olmasa da diye düşünüyordum, fakat onun hevesini de tabi ki kırmadım. En sonunda seçildiğim haberi geldi ve biletim gönderildi. Bu sefer Hırvatistan’da böyle bir iş için doldurmam gereken evraklar gönderilmeye başladı. Biraz sıkılmadım değil tabi ama, gecikmeli de olsa gereken evrakları tamamladım ve geri gönderdim. Bu arada Hırvatların Osmanlı yönetimi altında geçirdikleri yüzyıllar hakkında bilgi sahibi o...

"Berlin'de Türk-Alman Futbol Şöleni" mi dediniz!?!

Image
Almanya-Türkiye maçı için toplanmıştı insanlar. Bir kaç gün öncesinden duyurulduğu üzere, Türkler ve Almanlar bir arada maçı seyredecekler ve kim kazanırsa kazansın beraber kutlayacaklardı. Gözlerimle kalabalığı analiz etmeye başladım; insanların ne kadarı Türk ne kadarı Alman'dı, anlamaya çalışacaktım. İşim çok kolaydı. Çünkü kalabalığın yüzde 99'u Türklerden oluşuyordu; arada, o da çok dikkatli bakılırsa, bir kaç Alman seçilebiliyordu. Bunu garipsedim tabi: Almanlar, Berlin'in ve hatta Almanya'nın bu en açık fikirli ve "multi-kulti" (çok kültürlü) semtinde düzenlenen bu şenliğe neden katılmıyorlardı? Biraz sonra anladım neden olduğunu. Sahnede şarkı söyleyen Türk şarkıcı, aralarda yaptığı anonslarda hep Türklere hitap ediyordu, konuştukları sözler de Almancaya çevrilmiyordu. Bu şenlik düpedüz sadece Türkler için tertiplenmişti. Arkasında kurulu dev ekranda Alman milli takımına ilişkin bir haber cıktığında veya ekrana, Almanya'daki tüm Türklerin gururu ol...

Ben Hırvatistan’dayken

Image
Birinci Bölüm: Nerden Çıktı Bu Hırvatistan İşi!? “Bir rejisör arkadaşım Hırvatistan’da çekecekleri bir televizyon programı için İngilizce konuşabilen, 35 yaşından büyük ve bıyıklı bir Türk arıyor!” diye yazıyordu Berlin’den tanışık olduğum, genç ve gelecek vaadeden rejisör arkadaşım Oytun’un Facebook statüsünde. Yüzümde bir gülümsemeyle “Yorum yaz” butonuna tıkladım ve “Sanırım beni tarif ediyorsun” diye yazdım. Aslında merak etmiyor değildim ama bir şey de çıkacağını sanmıyordum. Ardından Oytun’dan gelen mesaj, bunun oldukça somut bir iş olduğu söylüyordu ve Hırvatistan’da kontak kurmam gereken kişinin adres bilgilerini içeriyordu. Araya giren işlerden ve biraz da ağırdan almam nedeniyle bahse konu kişiye uzun zaman yazmadım. Ancak bir şekilde tekrar karşıma çıkan e-maili görünce yazmaya karar verdim. Aslında zamanın geçtiğini ve bu nedenle olumlu cevap gelmeyeceğini düşünürken bir de baktım cevap posta kutumda duruyor. Kullanılan dilden başka adayların da olduğu belliydi, ancak g...

AB'ne göcer misiniz?

Image
AB ülkeleri Türkiye'nin genc nüfusuna eninde sonunda ihtiyac duyacaktir. Fazla israr ederek duvarlar ördürmemek lazim. Korku nedeni ile AB'nde sag partilerin güclenecegi seklindeki degerlendirmelere de katiliyorum. Yapilacak en dogru sey Türkiye'deki genc nüfusun dünyada rekabet edebilecek sekilde egitiminin saglanmasi ve genc insanlara bir an önce genel gecer mesleklerin kazandirilmasi olacaktir. Oyle, ona buna catarak, baskalarini suclayarak bir yere varilmaz. Gecmiste oldugu gibi bugün de "altin bilezik" önemini devam ettirmekte; yani insanimiza dünyanin neresinde olursa olsunlar hayatlarini kazanabilecekleri meslekleri kazandirmamiz lazim. Gerisi bos laf.

Asil bahti güzel olsun, kardes...

Image
Yandaki resim. Ya evet, Istanbul, degil mi? Kim tanimaz ilk bakista? Sihirli sehir, herkesi kendine ceken, bir daha da birakmayan... Hic düsündünüz mü, acaba bu büyüleyen güzellik, Istanbul icin bir nimet mi, yoksa bir lanet mi diye? Yaklasik 40 senelik Istanbullu olarak, ben düsündüm ve bunun bir lanet oldugu kaanatine vardim. Kim etti bu laneti ya da kim sebep oldu, bilmiyorum, ama bugün görünen o ki birisi, bir zaman gelmis ve bu laneti okumus sehrin üzerine... Bu resimde aslinda batan günes degil, Sehr-i Istanbul. Iyi bakin, cünkü yakinda bunu dahi göremeyebilirsiniz. Renkler de tam tutmus aslinda, gelecekteki halini yansitiyor bence sehrin; o kizillik belki de kurakliktan yanan veya yeraltindan püsküren lavlardan kipkizil olmus gelecekteki gök yüzünü, denizin rengi de yesil balciktan bogazicini gösteriyor olabilir bal gibi... Artik Istanbul, Istanbul degil. Artik gitmek istemiyorum kendi memleketime, görmek dahi istemiyorum, eski resimlerine bakiyorum, eski filmleri izliyorum. O...