TÜRKİYE-AB MALİ İLİŞKİLERİ
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali ilişkiler 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’na kadar Ankara Anlaşmasına ek Mali Protokoller çerçevesinde yürütülmüştür. Türk ekonomisinin hızla kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla hazırlanan mali protokollerin üçüne işlerlik kazandırılmış, ancak imzalanan dördüncü protokol siyasi nedenlerle hayata geçirilememiştir. 1964-1982 yıllarını kapsayan üç protokol ve tamamlayıcı protokoller çerçevesinde, Türkiye AB’den 827 MECU tutarında yardım almıştır.
| PROTOKOLLER | SÜRESİ |
mEURO |
| I. MALİ PROTOKOL | 1964-1969 |
175 |
| II. MALİ PROTOKOL | 1973-1977 |
220 |
| TAMAMLAYICI PROTOKOL | 1973-1977 |
47 |
| III. MALİ PROTOKOL | 1977-1981 |
310 |
| ÖZEL İŞBİRLİĞİ FONU | 1980-1982 |
75 |
| IV. MALİ PROTOKOL* | 1982-1986 |
600 |
TOPLAM: |
1.427 |
|
KULLANILAN: |
827 |
1980 yılında siyasi nedenlerle veto edilerek dondurulan IV. Mali Protokol’den itibaren Türkiye ile AB arasında mali protokol imzalanmamıştır. Esasen, AB’nin yardım mekanizması kapsamında mali protokoller sisteminden vazgeçip, proje bazında kredi-hibe sistemine geçmiş olması da bu durumu yaratmıştır. Bu çerçevede, planlandığı şekilde etkin olarak işletilemeyen mali ilişkiler, 1992-1996 döneminde, Yenileştirilmiş Akdeniz Programı (YAP) kapsamında sürdürülmüş olup, Türkiye’ye 339,5 MECU’lük proje finansmanı sağlanmıştır.
1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın ardından, AB Komisyonu, Gümrük Birliği’ni gerçekleştiren tarafların ekonomik gelişmişlik ve buna bağlı olarak rekabet güçlerindeki farklılıkları gözönünde bulundurarak, Gümrük Birliği’nin getireceği yeni rekabet ortamına Türk sanayi sektörünün uyum sağlaması, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile altyapı bağlantısının iyileştirmesi (kara ulaştırması, limanlar, havaalanları, demiryolları, telekomünikasyon, enerji v.b.) ve ekonomiler arasındaki farkın azaltılabilmesini teminen ülkemize ihtiyaç duyacağı mali kaynağın bir bölümünü sağlayacak bir mali yardım paketini içeren tek taraflı bir deklarasyon yayınlamıştır.
Mali İşbirliği Deklarasyonu
| YARDIMIN AMACI | KAYNAK |
MİKTAR |
| 1996 yılında başlayan beş yıllık bir dönem için (HİBE) | AB Bütçesi | 375 mECU |
| Gümrük Birliğinin ardından Türkiye’nin rekabet gücünün iyileştirilmesi için (KREDİ) | AYB | 750 mECU (sözlü ifade) |
| YAP çerçevesinde (1992-1996) (Telekomünikasyon, enerji, çevre, ulaştırma altyapısı için) |
AYB | 300-400 mECU |
| MEDA programı (1996-1999) (HİBE) | AB Bütçesi ve AYB | Toplam 3.4 milyar ECU’den pay |
| Türkiye’nin talebi ve özel ihtiyaç halinde uluslararası finans kurumlarıyla işbirliği içinde mevcut finansman olanaklarının kullanılması olasılığı | olağanüstü, orta vadeli makro ekonomik yardım | Belirsiz - |
Bu kapsamda, Gümrük Birliği çerçevesinde verilmesi öngörülen yardımlardan Türkiye henüz yararlanamamıştır.
Gümrük Birliği’nin derinleştirilmesi ve ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla AB Komisyonu tarafından hazırlanan “Türkiye için Avrupa Stratejisi” kapsamındaki faaliyetlerin uygulamaya konulabilmesini teminen, yine AB Komisyonu tarafından bir Konsey Yönetmeliği Taslağı hazırlanmıştır. Bu kapsamda, AB Bütçesinden toplam 150 milyon Euro tutarında bir kaynak ayrılması öngörülmüştür.
Bu doğrultuda, 1999-2001 yılları arasında AB’nin bütçe kaynaklarından, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin geliştirilmesi için alınacak önlemler çerçevesinde 15 Milyon Euro, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimini hızlandırmak amacıyla alınacak önlemlerin uygulanmasına ilişkin olarak da 135 Milyon Euro’luk hibe sağlanması öngörülmüştür.
Ülkemizde 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem felaketi ertesinde AB üyelerinin ve özellikle Yunanistan'ın mali yardım konusundaki bilinen tutumlarında olumlu yönde bir değişiklik olmuştur. Nitekim AB, 17 Ağustos 1999 tarihinden bugüne kadar insani yardım amaçlı olarak ve “Avrupa Topluluğu İnsani Yardımlar Ofisi-ECHO” aracılığıyla, 4 milyon Euro yardım sağlamış bulunmaktadır.
Ayrıca, Marmara bölgesinde meydana gelen deprem ile ilgili olarak yapılacak mali yardımlara ilişkin prensipte mutabakat sağlanmıştır.
MARMARA DEPREMİ SONRASINDA VERİLMESİ ÖNGÖRÜLEN MALİ YARDIMLAR
AMAÇ |
KAYNAK |
MİKTAR |
GERÇEKLEŞME |
| Konut Yardımı | AB Bütçesi (Hibe) |
30 mEURO |
14 Eylül 1999 tarihi itibariyle kullanıma hazırdır |
| Yeniden İmar | AYB (Kredi) |
600 mEURO |
14 Eylül 1999 tarihi itibariyle kullanıma hazırdır |
| Türkiye için Avrupa Stratejisi Yardımı | AB Bütçesi (Hibe) |
135 + 15 mEURO |
En geç Ocak 2000 tarihinden itibaren kullanılabilecektir. |
| MEDA II programı | AB Bütçesi ve AYB (Hibe + Kredi) |
Türkiye’ye pay ayrılacaktır |
Türkiye’ye önemli bir pay ayrılacağı teyid edilmiştir |
| Makro-ekonomik yardımlar | Mevcut finansman olanakları |
--- |
Türkiye’nin talebi halinde makro-ekonomik yardım yapılması |
Helsinki Zirvesi Sonrası Dönemde Yaşanan Gelişmeler
AB, aday ülkelerin katılım öncesi süreçte yararlandırılacakları mali kaynakları katılım öncesi stratejisi kapsamında tek bir çerçeve altında değerlendirmektedir. Aday ülkeler tarafından yürütülen uyum çalışmalarına destek olacak, AB mali yardımlarını (1998-1999 dönemi için 3 Milyar Euro olarak belirlenmişken, 2000 yılından itibaren yıllık 3 Milyar Euro’nun üzerine çıkması sözkonusudur) bir program çerçevesinde düzenleyen Katılım Ortaklığı, bu yardımları “Avrupa Anlaşmalarından doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi” ve “Kopenhag kriterlerine uyumda gelişme kaydedilmesi” koşullarına bağlamakta, aday ülkenin sözkonusu koşullara uyup uymadığı ise Komisyon tarafından hazırlanan raporlarda belirlenmektedir.
Türkiye bakımından mali ilişkiler değerlendirildiğinde ise, MEDA kaynaklarından ayrılan 420 Milyon ECU’lük hibenin, 380 MECU’lük kısmının kullanıldığı görülmektedir. Üye ülke vetosu nedeniyle bugüne kadar kullanılamayan MEDA kaynaklarından 375 Milyon Euro’luk hibe ve yine 375 Milyon Euro’luk kredi, AB’nin kullandığı bütçe tekniği nedeniyle bir sonraki bütçe dönemine aktarılamamış, dolayısıyla kadük olarak geçerliliğini yitirmiştir.
Diğer taraftan, katılım öncesi stratejisi kapsamında diğer aday ülkelerin yararlandıkları Phare, ISPA (Yapısal Politikalar) ve SAPARD (Tarım ve Kırsal Kalkınma) programlarının mali çerçevesi 1999 yılının Mart ayında gerçekleştirilen Berlin Zirvesi’nde belirlenmiş olduğundan, Türkiye’nin katılım öncesi süreçte farklı enstrümanlarla desteklenmesi hususu gündeme gelmiştir.
Bilindiği üzere, katılım öncesi süreçte MDAÜ’nin yeniden yapılandırılması çalışmaları, varolan ekonomik sistemin tamamen değiştirilmesi yoluyla kapsamlı bir düzeyde yürütülmekte, kaynak olarak da Phare programı tahsis edilmektedir. Ancak, Türkiye’nin, Gümrük Birliği’nden kaynaklanan bir deneyime ve işlerliği olan bir serbest piyasa ekonomisine sahip olması nedeniyle, Phare kaynaklarından yararlandırılması teknik olarak mümkün olmamaktadır. Buna karşılık Türkiye’nin MEDA programından kaynak aktarılması gündeme gelmiştir.
Bu kapsamda, 2000-2002 döneminde Türkiye’ye, MEDA II bütçe kaynaklarından %60’ı Türkiye’nin altyapı çalışmaları ve sektörel politikaları, %35’i katılım süreci ve %5’i sivil topluma yönelik olarak toplam 381 Milyon Euro’luk hibe sağlanması öngörülmektedir. Yine,
kullandırılması öngörülmektedir.
Ayrıca, Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin taahhütleri arasında bulunan 750 Milyon Euro’luk AYB kredisinin kullandırılması, AB üyesi ülkelerin toplam 45 Milyon Euro’luk bir tutarı teminat olarak tahsis etmelerine bağlıdır. AYB’den temin edilecek kredilere yönelik olarak 1 Milyar Dolar’lık bir proje paketi kabul edilmiş olup, projelerin hayata geçirilebilmesi için kredinin tahsis edilmesi beklenmektedir.
Öte yandan, ihtiyaç hasıl olması halinde, 200 Milyon Euro’luk bir ek kredinin makro-ekonomik yardım olarak temin edilmesi mümkün görülmektedir. Deprem felaketi nedeniyle bölgede yürütülecek yeniden yapılanma çalışmalarına ve deprem bölgesinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin desteklenmesine yönelik olarak kullandırılması öngörülen 600 Milyon Euro’luk AYB kredisinin 450 Milyon Euro’luk kısmı üzerinde anlaşmaya varılmıştır.
İlk bakışta, Türkiye’nin Phare programı yerine MEDA programı kaynaklarından yararlandırılmasının, Phare kapsamında gerçekleştirilen kaynak tahsisi için Birlik kurumlarında çoğunluğun oyu yeterliyken, MEDA kapsamındaki kaynak aktarımları için oybirliği gerekmesi nedeniyle bir olumsuzluk olduğu düşünülebilir. Ancak, gerçekleştirilen temaslarda Komisyon’un, Türkiye’nin, yararlandırılacağı kaynaklar bakımından bir ayırımcılığa maruz kalmayacağını ifade etmesi sevindirici bir gelişme olmuştur.