AB İLE GÜMRÜK BİRLİĞİ ÇERÇEVESİNDE TEKSTİL VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ
Genel ekonomi içinde tekstil ve konfeksiyon sektörünün üretim ve istihdamdaki payını ortaya koyabilecek sağlıklı veriler bulunmamakla birlikte, 21.5 milyar dolarlık üretim değeri, 14 milyar dolarlık yurt içi tüketimi, gayrı safi milli hasıla içerisindeki yüzde 10.7’lik, sanayi üretimindeki yüzde 14.2’lik, imalat sanayi üretimindeki yüzde 16.3’lük, toplam istihdamdaki yüzde 11’lik, sanayi istihdamı içindeki yüzde 28’lik ve ihracatımız içindeki % 36.7'lik payı ile ülkemiz ekonomisinin en önemli sektörlerinden biridir. Gümrük Birliği’nin ülkemiz açısından bu denli önem arz eden tekstil - konfeksiyon sektörüne etkisinin anlaşılması bakımından, öncelikle, Gümrük Birliği çerçevesinde kaydedilen gelişmelerin özetlenmesinde fayda görülmektedir.
Türkiye ile AB arasındaki ortaklık ilişkisi 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması’na dayanmaktadır. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın kabulünü müteakiben 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği’nin yürürlüğe konulmasıyla 36 yılı aşkın bir süredir AB ile devam eden ortaklık ilişkimizde son döneme geçilmiştir.
Gümrük Birliği’nin tamamlanması ile birlikte, taraflar arasında sanayi ürünleri ticaretinde gümrük vergileri sıfırlanmış ve Türkiye üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi uygulamaya başlamıştır. Bu durumun tek istisnası ise, 1996 yılında başlayan ve 2000 yılı sonuna kadar süren beş yıllık geçiş döneminde, otomobiller, ayakkabılar, deriden mamuller ve mobilyalar gibi kısıtlı sayıdaki hassas ürün için üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi hadlerinden daha yüksek gümrük vergileri tatbik edilmesi olmuştur. 2000 yılı başında bu istisnai durum da sona ermiş ve tüm sanayi ürünleri bakımından OGT uygulanmasına başlanmıştır.
Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesiyle Türkiye’nin AB ve EFTA ülkelerinden gerçekleştirdiği sanayi ürünleri ithalatında ağırlıklı koruma oranı %10’dan 0’a düşmüştür. Üçüncü ülkelerden gerçekleştirilen ithalat bakımından ise söz konusu oran 1996 yılında %15’ten %5.6’ya düşmüştür. 2001 yılına gelindiğinde ise Türkiye’nin ortalama koruma oranının % 4.5 seviyesine indiği gözlemlenmektedir.
Dünya ticaretinde yaşanan gelişmeler ve halihazırda Avrupa’da ulaşılan bölgesel entegrasyon düzeyi Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin çerçevesinin belirlenmesinde etkili olmuş ve gerek ikili ticarette gerek üçüncü ülkelerle ticarette tarafların aynı ticaret ve rekabet kurallarına tabi olmasını gerektirmiştir. Bu doğrultuda, 1/95 sayılı OKK Gümrük Birliği’nin düzgün işlemesi ve taraflar arasında ticaret sapmasının önüne geçilebilmesini teminen Türkiye’nin, AB’nin Ortak Ticaret ve Rekabet Politikalarına uyumunu öngörmektedir. Gümrük Birliği Kararı uyarınca Türkiye aşağıda yer verilen alanlarda Topluluk Ortak Ticaret Politikasına paralel düzenlemeler gerçekleştirmiştir:
Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin tercihli ve otonom rejimlerine tedricen uyum sağlanması yönünde çalışmalara halihazırda devam edilmektedir. Bugüne kadar Türkiye, 1991 yılında EFTA ile imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması hariç olmak üzere, 12 Merkezi ve Doğu Avrupa ülkesi ve İsrail ile toplam 13 serbest ticaret anlaşması imzalayarak geçtiğimiz 4 yıl içerisinde yürürlüğe koymuş bulunmaktadır. Tunus, Fas, Mısır ve Faroe Adaları ile müzakerelere halihazırda devam edilmekte olup, Malta, Filistin, Meksika ve Güney Afrika Cumhuriyeti ile müzakereler henüz hazırlık aşamasında bulunmaktadır.
AB’nin diğer ülkelerle kurduğu ortaklık ilişkilerine göre daha kapsamlı bir entegrasyon modeli olan Gümrük Birliği’nin tamamlanması 1980 yılında ekonominin liberalizasyonu doğrultusunda alınan kararlardan bu yana Türk ekonomisini etkileyen en önemli gelişme olmuştur.
Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin en önemli unsuru ticarettir. İkili ilişkilerde ticaretin ağırlığının, Gümrük Birliği’nin tamamlanmasından sonra daha da arttığı gözlemlenmektedir. 2000 yılında AB, Türkiye’nin ihracatında % 52.5, ithalatında ise % 48.9’luk payıyla Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı konumundadır. Aynı dönemde, Türkiye % 1.71’lik payıyla AB’nin ithalatında, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan’ın ardından 13. sırada yer almaktadır. AB’nin ihracatı bakımından ise ticaret rakamlarının daha çarpıcı olduğu, Türkiye’nin % 3.18’lik bir payla ABD, İsviçre, Japonya, ve Polonya’nın ardından 5. sırada yer aldığı gözlemlenmektedir.
Gümrük Birliği’nin beş yıllık uygulama dönemi içinde AB’nden ithalatımız Gümrük Birliği öncesi döneme kıyasla yaklaşık iki kat artarak 26.3 milyar dolara ulaşmış ancak, AB’ne yönelik ihracatımızdaki artış beklentilerin çok gerisinde kalmış, ihracatımız, 1995 yılında 11 milyarlık seviyesinden, 2000 yılında 14.3 milyar dolara yükselmiştir. Buna paralel olarak, AB ile dış ticaret açığında Gümrük Birliği'nin ilk uygulama yıllarında hızla yükselme gözlenmiştir. 1998-1999 yıllarında global ekonomik kriz ve iç piyasadaki durgunluk nedeniyle açıkta azalma eğilimi izlenmişse de, mali kriz dönemi koşullarının ortadan kalkmaya başlaması ve Türkiye’nin makro ekonomik dengeye yönelmesiyle, Topluluktan yapılan ithalat tekrar yükselmiş ve AB lehine dış ticaret açığı da tekrar tırmanışa geçmiş ve 2000 yılında Türkiye’nin AB ile ticaretindeki açık bir önceki yıla göre % 70 artış göstererek yaklaşık 12 milyar dolar düzeyine yükselmiştir. 2001 yılının ilk altı aylık döneminde ise, Türk Lirasının büyük ölçüde değer kaybına uğraması ve ekonomideki küçülme nedeniyle dış ticaret açığı büyük ölçüde kapanma eğilimine girmiş ve 1994 yılından bu yana ilk defa AB ile ticarette ihracatın ithalatı karşılama oranı % 80'ler seviyesinin üstüne çıkmıştır.
Ancak, Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesinden bu yana gerçekleşen radikal değişikliklere rağmen Türkiye, AB ülkelerinin rekabetçi baskısına karşı koyabilmede başarılı olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye’nin rekabetçi bir yapıya, dinamik ve esnek bir sanayiye sahip olduğu, özel sektörü gelişmiş bir girişimcilik anlayışının yönlendirdiği söylenebilir.
AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği’nin akabinde ülkemiz bir taraftan, AB tekstil ve giyim pazarına kısıtlamaya tabi olmadan giriş olanağı kazanırken, diğer taraftan, AB tarafından 51 ülkeye karşı belirli tekstil ve konfeksiyon ürünleri ithalatında uygulanan miktar kısıtlaması ve gözetim önlemleri Ortak Ticaret Politikası'na uyum kapsamında Türkiye tarafından da uygulanmaya başlanmıştır. Böylece, AB tarafından uygulanan önlemlerin ticaret sapması yoluyla aşılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Türkiye için ithalatta miktar kısıtlaması seviyeleri belirlenirken Türk sanayiinin ihtiyacı da göz önüne alınmış ve geleneksel ticaret akışının olumsuz etkilenmesine izin verilmemiştir.
Bugüne kadar aralarında Çin Halk Cumhuriyeti, Pakistan, Malezya, Güney Kore, Endonezya gibi önemli tedarikçilerin de bulunduğu 24 ülke ile söz konusu önlemlerin çift taraflı kontrol sistemi kapsamında yürütülebilmesi amacıyla Mutabakat Zabıtları akdedilmiştir. Halihazırda, 16 ülke ile akdedilen Mutabakat Zabıtları yürürlüktedir. Anlaşma sağlanamayan 30 ülkeye karşı ise tek taraflı denetim sistemi çerçevesinde miktar kısıtlaması ve gözetim önlemi uygulanmaya devam edilmektedir.
Söz konusu ülkelerle imzalanan Mutabakat Zabıtları, menşe kuralları, malların sınıflandırılması, idari kontrol sistemi, danışma mekanizmaları ve esneklik hükümleri bakımından AB ile ilgili ülkeler arasındaki anlaşmalara paralel hükümler içermektedir.
Ülkemiz tarafından, AB uygulamaları paralelinde belirli üçüncü ülkelere karşı yürürlüğe konulan tekstil ve konfeksiyon kısıtlamalarıyla ilgili olarak Hindistan, DTÖ Panel sürecine başvurmuş ve Panel sonucunda, kısıtlamaların GATT 1994’ün XI ve XIII.’üncü Maddelerine aykırılıkları nedeniyle kaldırılması gerektiğine karar verilmiştir.
Temyiz Organı nezdindeki girişimlerimizin de olumlu sonuç vermemesi üzerine, soruna ikili görüşmeler yoluyla bir çözüm bulmak amacıyla makul bir süre üzerinde Hindistan ile mutabakata varılmış olup, bilahare bu ülke ile yapılan ikili görüşmelerde ülkemizin bazı kategorilerde kota artırımı ve bazı tarım ürünleri ve kimyasallarda tarife tavizi tanınması şeklinde anlaşma sağlanması ile çözüme kavuşturulmuştur.
Gümrük Birliği sonrasında, 1995 ve 2000 yılları baz alınarak yapılan bir değerlendirmede AB'ne yönelik tekstil konfeksiyon ihracatının miktar olarak % 372 oranında bir artış göstermesine karşın, ihracat değerindeki artışın aynı dönemler itibariyle % 21 ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu değerler sadece AB'ne ihracatımızda değil, diğer ülkelere ihracatımızda da aynıdır. Bu durum, sektördeki ihracat birim fiyatlarında büyük bir düşüşe ve Gümrük Birliği sonrasında ihracatta bir fiyat baskısının mevcudiyetine işaret etmektedir. Türkiye ne kadar büyük bir üretici olursa olsun, birim fiyatları tek başına belirleyemeyeceği için, ihracatın yüksek olduğu pazarlar açısından, birim fiyattaki düşüşün büyük oranda diğer tedarikçilerden kaynaklandığını söylemek mümkündür.
İhracat değerinin, miktardan düşük olmasının bir diğer nedenini ise, AB’nde tek para sistemine geçişle birlikte, Euro’nun Dolar karşısında değer kaybetmesi teşkil etmiştir. Nitekim, 1995-2000 döneminde AB'ne yönelik tekstil-konfeksiyon ihracatımız EURO bazında % 75 oranında bir artış göstermesine karşın, aynı dönemde dolar bazındaki artış oranı yukarıda da belirtildiği üzere % 21'de kalmıştır.
Türkiye, tekstil ve giyim ihracatında, AB ülkelerini “geleneksel pazar” olarak nitelendirmektedir. 2000 yılı verileriyle Türkiye’nin en fazla tekstil - konfeksiyon ürünü ihraç ettiği ilk beş ülkeden (sırasıyla, Almanya, ABD, İngiltere, İtalya ve Fransa) dördü AB üyesi ülkelerdir. Bu ülkelere ilave olarak, Hollanda, Belçika-Lüksemburg ve İspanya da, AB üyeleri arasında sektör ihracatı bakımından en önde gelen pazarlar arasında yer almaktadır.
Diğer taraftan, 2000 yılı itibariyle AB'ne yönelik olarak gerçekleşen tekstil ve konfeksiyon ihracatımız Gümrük Birliği öncesi dönemdeki (1995 yılı) rakamlar ile kıyaslandığında, bu dönem itibariyle tekstil ihracatımız % 32 oranında bir artış gösterirken, konfeksiyon ihracatımızdaki artışın % 19'da kaldığı görülmektedir. Bahse konu dönemde, AB'nin toplam tekstil ithalatında ülkemizin payı 1.3 puan yükselerek, % 9.4'ten % 10.7'ye, konfeksiyon ithalatındaki payımız ise, 0.5 puanlık bir artışla % 11.1'den 11.6'ya yükselmiştir.
Gümrük Birliği'nden sonra AB'ne yönelik konfeksiyon ihracatımızdaki artış oranının sınırlı kalmasının en önemli nedenlerinden birinin, konfeksiyon sektöründe Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri (MDAÜ) ile Kuzey Afrika ülkeleri kaynaklı rekabet olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda AB ülkeleri tekstil mamullerini Türkiye’den tedarik ederken, giyim mamullerini coğrafi olarak daha yakın olan Doğu Avrupa ülkelerinde ve Kuzey Afrika ülkelerinde, çeşitli ekonomik avantajları, özellikle ucuz iş gücü maliyetlerini de göz önünde bulundurarak imal ettirebilmektedirler. Nitekim, MDAÜ'nün AB'nin konfeksiyon ithalatı içindeki payı 1988 yılındaki % 7.5 seviyesinden 200 yılı itibariyle 10 puanlık bir artışla % 17.5 seviyelerine yükselmiş, aynı dönemde Türkiye'nin payı % 8.6'dan % 11.2'ye yükselmiş ve artış sadece 2.6 puanda kalmıştır.
Öte yandan, Müsteşarlığımızca yapılan çalışmalar, Gümrük Birliği beklentisine ve Gümrük Birliğine bağlı olarak, yatırım teşvik belgeleri, döviz tahsisat tutarları, iş yeri sayıları, istihdam, toplam ödemeler, sektörün hammadde ve ara mamul ithalatı ve sektörün ihracatı gibi değişkenleri bakımından Gümrük Birliği’ne bağlı olarak bir büyüme olduğunu kesin olarak göstermektedir. Saatlik işçilik maliyetleri açısından 1989-1998 döneminde bir yükselme görülmemekte, tersine, özellikle işsizlik oranının yüksekliği nedeniyle bir düşüş tespit edilmektedir. Bu bulgu, rekabet gücü açısından olumlu değerlendirilebilir. Gümrük Birliği ile birlikte üreticilere sağlanan başka bir avantaj da, gümrük vergilerinin indirilmesinin girdi fiyatlarına yansımasıdır.
Öte yandan, dünya tekstil ticareti 2005 yılı başından itibaren kotaların kaldırılması ile tümüyle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kural ve disiplinlerine tabi olacaktır. Bunun sonucu olarak ülkemiz, halihazırda AB pazarına kotasız girişten kaynaklanan göreceli avantajını da yitirecektir. DTÖ Tekstil ve Giyim Anlaşması hükümleri gereğince, sektörün aşamalı olarak DTÖ kurallarına tabi kılınması süreci çerçevesinde 1995 ve 1998 yılı başında gerçekleştirilen ilk iki aşama entegrasyon, genel olarak hassas olmadığımız kategorileri kapsamıştır. Ancak, süreç içerisinde gelinen noktada artık hassas kategoriler için uygulanmakta olan kotaların kaldırılması gündeme gelecektir.
Gümrük Birliği nedeniyle Avrupa Birliği ile Ortak Gümrük Tarifesi uygulama yükümlülüğümüz göz önüne alınarak, orta vadede gündeme gelebilecek muhtemel sanayi ürünleri müzakerelerinde ortak tutum alınması ve tekstil ve giyim ürünleri de dahil olmak üzere, hassas olduğumuz ürünler için AB’ nin de destek vermesi önem arz etmektedir.
Diğer taraftan, yukarıda bahsedildiği üzere, ülkemizin AB'nin tercihli ticaret anlaşmaları bulunan ülkeler ile gerçekleştirdiği Serbest Ticaret Anlaşmaları ve aralarında tercihli ticaret ilişkisi bulunan ülkelerin yarattığı katma değerlerin birbirleri arasında gerçekleşen ve birden fazla ülkeyi kapsayan ticari ilişkilerde toplu olarak dikkate alınmasına olanak sağlayan Pan-Avrupa Menşe Kümülasyonu Sistemi'ne katılması Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne bağlı olarak elde ettiği önemli kazanımlardan birini teşkil etmektedir. Bahse konu sisteme 1999 yılının başından itibaren katılmamız ile birlikte AB, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve EFTA ülkeleri bakımından ihracatçılarımızın bu imkandan yararlanmaları sağlanmıştır.
AB ile diğer Avrupa ülkeleri arasındaki tercihli ticaret düzenlemelerinin Türkiye tarafından üstlenilmesi, Gümrük Birliği’nin Türkiye’nin dış ticari ilişkileri açısından ortaya çıkardığı dolaylı etkiler bakımından önemli bir yere sahiptir. Bu doğrultuda, gerçekleştirilen serbest ticaret anlaşmaları ile Türkiye için 125 milyonun üzerinde nüfuslu ve toplam 525 milyar dolar ticaret hacmine sahip yeni bir pazar oluşturulmuştur.
Türkiye’nin sözkonusu tercihli ticaret anlaşmalarını tamamlaması;
bakımından önem taşımaktadır.
Türkiye'nin anlaşma imzalanan ülkelere 2000 yılı itibariyle ihracatı 2.1 milyar dolar, bu ülkelerden ithalatı ise 3.5 milyar dolar düzeyinde olup, sözkonusu ülkelerin Türkiye’nin toplam ticaret hacmi içerisindeki payı % 6.9 olarak gerçekleşmiştir. Bu ülkelerin genel ithalatımız içindeki payı % 6.5, genel ihracatımız içerisindeki payı ise % 7.9 dir.
İsrail anlaşması hariç olmak üzere (1997), Serbest Ticaret Anlaşmaları çoğunlukla 1998 yılı içerisinde yürürlüğe girmiş olup, bu anlaşmaların (Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Litvanya ve Estonya) uygulama dönemleri ancak iki yıllık bir süreyi kapsamakta ve öngörülen serbestleştirme takvimlerinin birinci ya da ikinci aşamaları ancak tamamlanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla, sözkonusu anlaşmalar itibariyle de serbest ticaret anlaşmalarının ticaret yaratıcı etkilerinin Türkiye bakımından sözkonusu liberalizasyon takvimlerinin tamamlanacağı 2001 yılı ve daha sonraki dönemlerde ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Nitekim, 2001 yılının ilk 6 aylık döneminde toplam ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre, % 10 oranında artmasına karşın, STA akdedilen ülkeler ile ihracatımız % 17 oranında artmıştır. 2001 yılının ilk yarısında, tekstil konfeksiyon sektörü bakımından da benzer bir eğilim gözlenmekte olup, sektördeki toplam ihracatımız % 2 artmasına karşılık, STA ülkelerine ihracatımız % 3 oranında artmıştır.
Serbest ticaret anlaşmalarının tekstil-konfeksiyon sektöründeki ihracatımıza etkileri bakımından Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Anlaşması çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir. İsrail 1995 yılında tekstil-konfeksiyon ihracatımızda 48.3 milyon dolar ile 21. sıradayken, 2000 yılında bu ülkeye gerçekleştirilen 218 milyon dolarlık ihracat ile 9. sıraya yükselmiştir. Benzer bir eğilim, Türkiye- Romanya Serbest Ticaret Anlaşmasında da görülmektedir. Bahse konu ülkeye yönelik tekstil-konfeksiyon ihracatımız 1995 yılındaki 54 milyon dolar seviyesinden, 2000 yılında 152 milyon dolara yükselmiştir.
Halihazırda tamamlanmış olan serbest ticaret anlaşmalarına ilave olarak, Akdeniz ülkeleri ile de tercihli anlaşmalar yapılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çerçevede, söz konusu ülkelerin AB ile mevcut düzenlemeleri esas alınarak Mısır, Fas, Tunus ve Filistin ile müzakere süreci başlatılmıştır. Cezayir, Malta ve Ürdün ile müzakerelerin başlatılmasına ilişkin çalışmalar ise halihazırda devam etmektedir.