2001 YILI İLERLEME RAPORU HAKKINDA NOT
AB Komisyonu tarafından tüm aday ülkeler için her yıl hazırlanan İlerleme Raporlarının dördüncüsü 13 Kasım 2001 tarihinde yayımlanmıştır. Türkiye için hazırlanan 2001 yılı İlerleme Raporu’nda daha önceki raporlardan farklı olarak politik kriterler, ekonomik kriterler ve AB müktesebatını üstlenme yeterliliği olmak üzere, üç ana başlığın yanısıra, Katılım Ortaklığı ve Ulusal Program çerçevesinde yapılan değerlendirmeyi içeren dördüncü bir bölüm dahil edilmiştir. Ayrıca, analitik incelemeye hazırlık sürecindeki gelişmelerin değerlendirildiği bir bölüm de programın ekinde yer almaktadır. Sözkonusu başlıklar altında Türkiye ile ilgili özetle aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmektedir.
I.SİYASİ KRİTERLER
Siyasi kriterler bağlamında, AB’nin anlayışı sadece, üye ülkelerde, ifade ve inanç hürriyeti, düzgün işleyen bir siyasi rejim (serbest seçimler, seçim barajları, siyasi partiler yasası gibi) ve demokratik bir sistemin varlığı (muhalefetin rolü) ile sınırlı olmayıp, asıl arzu edilen bunların etkin bir şekilde günlük yaşama aktarılmasıdır.
Raporun bu bölümünde yer verilen değerlendirmeler aşağıdaki gibidir:
3 Ekim 2001 tarihinde Türk Parlamentosu tarafından gerçekleştirilen anayasal reformlar insan hakları, temel özgürlüklerin güçlendirilmesi ve ölüm cezasının sınırlandırılması yönünde atılmış önemli bir adımdır. Bu düzenlemelerle, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın ve örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması güçleştirilmektedir. Bu aşamada dikkatler, söz konusu düzenlemelerin etkin bir biçimde uygulanması üzerinde yoğunlaşmıştır. Türk Hükümeti, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında bir dizi anayasal değişikliği kapsayan yeni bir paketi nihai hale getirmek üzeredir. Bu gelişme, Katılım Ortaklığı ile belirlenen önceliklerin yerine getirilmesi yönünde aşama kaydedilmesini kolaylaştıracaktır.
Bu değişikliklere rağmen, temel özgürlüklerin kullanımı üzerinde bir dizi kısıtlamalar halen mevcuttur. Türk halkının temel hak ve özgürlükler alanındaki bu iyileştirmelerden faydalanması uygulama kurallarının belirlenmesine ve yeni yasanın etkin uygulanmasına bağlıdır. Eşitlik ilkesinin uygulanması ve reformların genel amacı olarak ifade edilen insan hakları ve hukukun üstünlüğünün ön plana çıkması istenmektedir.
Ölüm cezası tamamıyla kaldırılmamış, Anayasa’nın düzeltilen 38. Maddesi ile terör suçları, savaş ve savaş tehdidi içeren suçlarla sınırlandırmıştır. Terör suçları için getirilen istisna Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırıdır. Ancak savaş suçları için istisna getirilmesine 6 Nolu Protokol çerçevesinde izin verilmektedir. Türk Ceza Kanunu’ndaki değişikliklerin, Anayasa’nın değiştirilen hükmünün yürürlüğe konmasını sağlaması gerekecektir. Böylelikle, Türkiye’nin AİHS’nin 6 Nolu Protokolü’nü imzalama ve onaylama durumunda olup olmadığının değerlendirilmesi mümkün olacaktır.
Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar alanlarındaki reformlar bir çok olumlu unsuru içermektedir. Madde 26 ve 28 kapsamında kanunla yasaklanan dillerin kullanılmasını engelleyen hükümler kaldırılmıştır. Bu durum, Türkçe dışındaki dillerin de kullanılmasına izin verecek olumlu bir gelişmedir. Bu alandaki Anayasa reformunun uygulanması için mevcut kısıtlayıcı yasal düzenlemelerin ve uygulamanın değiştirilmesi gerekmektedir. Köken ayrımı güdülmeden tüm Türk vatandaşlarının kültürel haklardan yararlanması bakımından bir ilerleme kaydedilmemiştir.
Bir dizi cezaevleri reformu gerçekleştirilmiştir. Türkiye, bu reformların tümüyle uygulanmasını güvence altına almaya davet edilmektedir. Cezaevleri protestolarını engellemek için güç kullanılması üzüntü vericidir. Açlık grevlerinde sürekli can kaybedilmesi insanlık açısından kabul edilemez bir gelişmedir. Politik motivasyonun kaynağına bakılmaksızın bu ölümlere bir an önce son verilmesi ve bu konu üzerinde serbest tartışma ortamına izin verilmesi gerekmektedir.
Yargı sisteminde reform başlatılmıştır. Yargının bağımsızlığı, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Askeri Mahkemelerin etkinliği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzenlemelerine uygunluğu hususları halen kaygı uyandırmaya devam etmektedir.
Kanun uygulayan personel ve yargı personelinin insan hakları konularında bilinçlendirilmeleri konusunda bir dizi önlem alınmış olup, bu konuda bir değerlendirme yapmak için erkendir.
Kamuda şeffaflığın sağlanmasına ilişkin çeşitli girişimlere rağmen yolsuzluk ciddi bir problemdir. Yolsuzluk ve kara para aklanması konusundaki Avrupa Konseyi Sözleşmesine taraf olunması olumlu bir gelişmedir.
Güney Doğu Anadolu’nun ekonomik durumunun iyileştirilmesi, bölgesel dengesizliklerin ortadan kaldırılması ve bölgedeki tüm vatandaşlar için ekonomik, sosyal ve kültürel imkanların geliştirilmesi için daha fazla çaba harcanması gerekmektedir. Bölgede olağanüstü hal halen hüküm sürmektedir.
Türkiye’de demokratik sistemin temel özellikleri var olmakla beraber, ordu üzerinde sivil kontrol gibi birtakım temel sorunlar hala varlığını muhafaza etmektedir.
Anayasal, yasal ve idari bir takım değişikliklere rağmen, insan haklarının bireyleri ilgilendirdiği ölçüde iyileştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bazı alanlarda ilerleme kaydedilmeye başlanmasına rağmen, Türkiye henüz Kopenhag’da belirlenen siyasi kriterleri karşılayamamıştır. Bu nedenle Türkiye, ülkedeki tüm vatandaşları kapsayacak şekilde temel hak ve özgürlüklerin yasalarla ve uygulamada tam güvence altına alınması için reform sürecinin yoğunlaştırılması ve hızlandırılmasına davet edilmektedir.
İnsan hakları, Kıbrıs ve sınır uyuşmazlıklarının barışçı yollarla çözümlenmesi gibi önemli konularda ilerlemenin hızlandırılması için geliştirilmiş siyasi diyalogdan sonuna kadar faydalanılmalıdır.
Kıbrıs problemi konusunda kapsamlı bir çözüm için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çabalarına yönelik siyasi diyaloğa Türkiye tarafından verilen desteği, sorunun çözümünü kolaylaştıracak somut bir takım adımların takip etmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası karar mekanizmasına katılımı konusunda çözümsüzlük halen devam etmektedir. Sorunun çözümü için Türkiye AB yönetiminde yapılacak operasyonların karar mekanizmalarına katılım konusunda daha anlayışlı olmalıdır.
I. EKONOMİK KRİTERLER
Raporda Türk Ekonomisinin Kopenhag Kriterlerine uyumu aşağıdaki başlıklar altında değerlendirilmektedir.
İşleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyeti
Ekonomik güçlüklere rağmen Hükümetin ekonomik programın uygulanmasına sadık kaldığı ifade edilmekte ancak ekonomimize ilişkin aşağıdaki olumsuzluklar sıralanmaktadır.
2000 yılındaki yüksek büyümenin ardından Kasım 2000’den itibaren ekonomide durgunluk dönemine girildiği, işsizlik oranının yükseldiği ve enflasyon baskısının yeniden canlandığı, kamu kesiminin ekonomi içerisindeki ağırlığının halen önemli düzeyde olduğu, özelleştirme sürecinin ağır ilerlediği, Şubat 2001 krizinden sonra reformların hızlandığı ancak halen, Kamu Borçlanma Yasası, Kamu İhaleleri ve yeni Tütün Kanunu’nun yasalaşmasının beklendiği belirtilmektedir.
Ayrıca, pazara giriş konusunda oldukça liberal bir yasal sistem bulunmasına rağmen mevcut engellerin ekonomik faaliyetleri kısıtladığı, fikri mülkiyet hakları da dahil olmak üzere yasal altyapının yerinde olduğu ancak, kanunların uygulaması alanında güçlükler bulunduğunun altı çizilmektedir.
Bunlara ilave olarak, halihazırda yeniden yapılandırılma sürecinde bulunan mali sistemin reel sektöre gerektiği gibi kaynak aktaramadığı da tespit edilmektedir.
AB Ekonomisi ile Rekabet Edebilme Kapasitesi
Bu başlık altında yapılan değerlendirmelerde, işleyen bir piyasa düzeninin temel unsurlarının oluşturulması alanında ciddi bir ilerleme sağlanmış olmasına rağmen ekonomik istikrarın sağlanamadığı ve belirsizliğin önlenemediği, fiziki sermaye ve insan kaynaklarının gerek bölgesel dağılımının gerekse nitelik olarak heterojen bir yapıya sahip olduğu, bu durumun verimlilik farklılıklarına yol açtığı ve acilen iyileştirilmesi gerektiği, işgücü piyasasının düzenlenmesine yönelik politikaların geliştirilmesi gerektiği, yabancı yatırımlara yönelik uygulanan liberal politikalara rağmen yabancı sermaye akışının çok marjinal düzeyde kaldığı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin Türk Ekonomisi’nin bel kemiğini oluşturduğu, bu durumun bazı avantajlarının yanı sıra AB standartlarına uyum zorunluluğu karşısında güçlükle karşılaşabileceği hususları üzerinde durulmaktadır.
Bu çerçevede yapılan değerlendirmede aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:
İki mali kriz, ekonomik düzelmenin sekteye uğramasına neden olmuş ve Ekonomik İstikrar Programı sürecinin son bulmasına yol açmıştır. Makro-ekonomik istikrar sarsılmış ve makro-ekonomik dengesizlikler yeniden görülmeye başlanmıştır. Halihazırda, Türk finans sektörünün risk ve zayıf noktalarını ve ekonominin bir çok alanında hükümet müdahalesinin azaltılmasını öncekinden daha iyi vurgulayan iddialı bir ekonomik program kabul edilmiş ve uygulanmaktadır.
Enflasyon ile mücadele temeline dayalı kısa vadeli makro-ekonomik istikrarın sağlanmasına öncelik verilmelidir. Bununla birlikte yetkililer aynı zamanda orta vadede piyasa kurallarına dayalı istikrarlı ekonomik gelişimin sağlanması için sağlam temeller kurmaya yoğunlaşmalıdır. Ekonomide orta vadede rekabet gücünün güvence altına alınması için bankacılık, tarım ve KİT’lerde reforma ihtiyaç duyulmaktadır.
III.AB MÜKTESEBATINI ÜSTLENME YETERLİLİĞİ
İlerleme Raporu’nun bu bölümünde Türkiye’nin tam üyelik yükümlülüklerini yerine getirme bakımından AB müktesebatını üstlenme yeterliliği değerlendirilmektedir. Bu bölümde, tüm AB müktesebatı 29 başlık altında gruplandırılmakta ve her bir alanda Türk mevzuatının mevcut durumu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Raporda aşağıdaki tespitler yer almaktadır.
Türkiye’nin Gümrük Birliği alanındaki müktesebata uyumu en ileri düzeydedir.
Geçen Rapor’dan bu yana bu alanda daha fazla ilerleme kaydedilmiştir.
Buna ilave olarak, Merkez Bakası da dahil olmak üzere, bankacılık, telekomünikasyon, enerji ve tarım sektörlerinde önemli yasal düzenlemeler kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, kozmetik, audio-visual ve sosyal politika alanlarında kabul edilen bazı mevzuatlarda Topluluk müktesebatından önemli sapmalar gözlemlenmektedir.
Topluluk ve Türk mevzuatları arasında önemli farklılıklar halen mevcuttur. Topluluk müktesebatının uygulanmasında idari kapasitenin güçlendirilmesi hususunda kaydedilen gelişmeler sınırlı düzeydedir.
İç Pazar
Mevcut kamu alımları rejimi Topluluk müktesebatı ile uyumlu değildir.
Kişilerin serbest dolaşımı alanında ise herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir.
Sermayenin serbest dolaşımı
Mali hizmetler dışındaki alanlarda da ciddi adımlar atılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Kara para aklamaya ilişkin mevzuatın uygulanmasında daha fazla çaba gösterilmesi gerekmektedir.
Şirketler Hukuku
Rekabet politikası
Türkiye, tarım sektöründe geniş çaplı bir reforma yönelmesine rağmen, uygulamaya konulan doğrudan gelir politikasının bazı hükümleri AB’nin son dönemdeki yaklaşımları ile farklılık arz etmektedir. Türkiye, ulusal arazi kayıt sistemi gibi bazı temel mekanizmaları oluşturmamıştır. Bitki ve hayvan sağlığına ilişkin Topluluk mevzuatının uyarlanması, üstlenilmesi ve yürütülmesine ağırlık vermelidir.
Balıkçılık
Gümrükler
Ayrıca, bir çok alanda Topluluk müktesebatının üstlenilmesi ve uygulamasının etkin bir şekilde sağlanabilmesi için idari kapasitenin güçlendirilmesi gerektiği, idarenin her kademesinde ciddi reforma ihtiyaç bulunduğu, devlet yardımları ve bölgesel kalkınma gibi alanlarda yeni yapıların oluşturulmasını da gerekli olduğu vurgulanmaktadır. Bazı alanlarda düzenlemeden sorumlu yeni kurullar oluşturulduğu ancak söz konusu kurulların özerkliğinin yanısıra, yeterli personel ve mali kaynakların sağlanması hususunun da önem arz ettiği belirtilmektedir.
AB Müktesebatının Üstlenilmesi alanında Müsteşarlığımız sorumluluk alanına giren konularla ilgili olarak da özetle aşağıdaki tespitler yer almaktadır.
Malların Serbest Dolaşımı
Türkiye’nin bu alanda geçen rapordan buyana AB mevzuatına uyum yönünde ilerleme kaydettiği belirtilmekte, ancak, uyumun tamamlanmadığı vurgulanmaktadır. Geçen yıl yayımlanan İlerleme Raporundan bu yana Türkiye’de gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleri kısaca özetlendikten sonra, aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmektedir.
Malların serbest dolaşımı alanında yeni ve eski yaklaşım direktiflerinin kapsadığı alanlarda daha fazla uyuma ihtiyaç duyulmaktadır. Ulusal Metroloji altyapısının geliştirilmesinin gerekli olduğu ifade edilmektedir.
Ürün spesifik mevzuat bakımından bazı alanlarda uyumun tamamlandığı, ürünlerin teknik özelliklerine ilişkin 2000 yılı sonuna kadar kabul edilip uygulanması gereken çok sayıda yasal düzenlemenin yapılması konusunda Türkiye’nin gümrük birliği çerçevesindeki yükümlülüklerini karşılamakta yetersiz kaldığı vurgulanmaktadır.
Malların serbest dolaşımı alanındaki Topluluk mevzuatının uygulanması bakımından Türkiye’de standartlar, akreditasyon, uygunluk değerlendirmesi ve piyasa gözetimi alanlarında çeşitli kurumların oluşturulması, yeniden yapılandırılması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu alanda özellikle devlet kurumlarının bağımsızlığı ve mevcut kurumların etkinliklerinin arttırılması konusunda yapılacak önemli düzenlemeler bulunmaktadır.
Gümrük Birliğine ilişkin 1/95 sayılı OKK uyarınca Türkiye AB’nin teknik mevzuatına uyumunu 2000 yılı sonuna kadar tamamlama yükümlülüğü altına girmiştir. 2/97 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile bu alanda Topluluktaki yasal düzenlemeler ve bunların Türkiye tarafından uygulanması için gerekli koşullar ve düzenlemeler belirlenmiştir. Ancak Türkiye 1/95 sayılı OKK çerçevesindeki bu yükümlülüklerini henüz yerine getirmemiştir. Geçiş süreci 2000 yılı sonunda dolmuş olmasına rağmen hale Türkiye’nin mevzuatına aktarması ve uygulaması gereken çok sayıda mevzuat bulunmaktadır.
Gümrük Birliği alanında sanayi ürünlerinin serbest dolaşımı sağlanmış olmasına rağmen 2001 yılı içinde tarife dışı engellerin arttığı gözlenmiştir .Bu durum ticareti olumsuz yönde etkilemiş ve gümrük birliğinden tüm potansiyeli ile yararlanılmasına engel olmuştur.
Teknik mevzuatın hazırlanması ve uygulamasına ilişkin Çerçeve Kanunun kabulü önemli bir gelişmedir. Bu düzenleme, “Yeni Yaklaşım Direktifleri”nin kapsadığı alanlardaki AB mevzuatına uyum sağlanmasına temel oluşturacaktır. “Çerçeve Kanun”un uygulanması bağlı beş adet yönetmeliğin kabulü ile daha ileri bir aşamaya gelecektir.
Stardardizasyon alanında Devlet Bütçesi dışında bağımsız bir kurum olan TSE, Türkiye’de, standartların, sanayi metroloji, kalibrasyon, uygunluk değerlendirmesi ve sertifikasyon alanında mevzuat hazırlık ve yayımını yapan kurumdur. Halihazırda CEN ve CENELEC’in gözlemci üyesi durumunda olup tam üyelik için başvurmuştur. Türk otoritelerinin beyanına göre, 2001 yılına kadar TSE , 4929 CEN EN standardını kabul etmiştir. Bunlardan,490 CEN ve 275 CENELEC standardı Kasım 2000 ile Mayıs 2001 arasında kabul edilmiştir. Böylelikle Yeni yaklaşım direktiflerine ilişkin çok sayıda standart kabul edilmiş bulunmaktadır.
Akreditasyon alanında Türk Akreditasyon Kurumu’nun (TÜRKAK) kurulduğu, idari ve mali özerklik kazandığı ifade edilmekte, geçen raporda bu yana kanunla kurulmuş olan Türk Akreditasyon sistemini işlevsel hale getirebilmek için çaba sarf edildiği ve ilk akreditasyon uygulamasının yapılması için düzenlemeler yapıldığı belirtilmektedir. TÜRKAK’ın şu anki personel durumunun görevlerini yerine getirmek için yeterli olduğu ve bu yıl sonuna kadar faaliyete geçmesinin beklendiği ifade edilmektedir.
Uygunluk değerlendirmesi ve Piyasa Gözetimi sistemi alanında daha fazla ilerleme kaydedilmesinin Çerçeve Kanunun yürürlüğe konulmasına bağlı olduğu, vurgulanmakta, halihazırda piyasa gözetiminin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi pek çok kamu kurumu tarafından yürütüldüğü tespit edilmektedir.
Raporda ayrıca, son yıllarda ortaya çıkan ticari sorunlara ilişkin daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda özellikle Gümrük Birliği ve uluslararası standartlardan sapma yaratan bazı Türk Standartlarının TSE tarafından uygulanmasının sınırlandırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca, doküman talepleri ile ilave test ve belgelendirme yükümlülüğü getiren uygulamaların gözden geçirilmesi istenmektedir. Özellikle, yeni hazırlanan ikincil mevzuat paketinde bu hususlara özel önem verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, eski yaklaşım çerçevesinde motorlu araçlar ve traktörlerle ilgili olarak, kaydedilen gelişmenin memnuniyetle karşılandığı, halihazırda uyum için 2003 ve 2005 yıllarının hedeflendiği, kimya ve kozmetik sanayiinde uyumun hızlandırılması gereği üzerinde durulmaktadır. Özellikle kozmetiklerle ilgili olarak mevzuat çalışmalarının AB düzenlemelerine tezatlık teşkil ettiği, ürün kategorilerinin AB mevzuatında yer almayan prensipler çerçevesinde belirlendiği, bu ürünler ve diğer sanayi ürünleri için geçerli olan Topluluk mevzuatının Türkiye tarafından kabul edildiğinde, otoritelerin mevzuatın tamamen uygulamasını garanti edecek idari tedbirleri de beraberinde almaları gerekeceği ifade edilmektedir.
Gıda yasası ile ilgili olarak AB Mevzuatına uygunluğun yeniden değerlendirilmesi için çalışma yapılması ve Topluluk mevzuatına uyum için idari yapılanmanın güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Ürünlere uygulanan sınır kontrolleri bakımından, Türkiye’nin uygun piyasa gözetimi mekanizmasını benimsemesi ve yetkili makamlar arasında koordinasyonu arttırması gerekliliği vurgulanmaktadır.
Düzenlenmemiş alanlarla ilgili olarak ise, Roma Antlaşmasının 28-30. Maddeleri çerçevesindeki mevzuatın ve karşılıklı tanıma prensibinin uygulanmasın hususunda sorunların sürdüğü ifade edilmektedir.
Gümrük Birliği
Raporun bu bölümünde Gümrüklerle ilgili olarak bazı gelişmelerin ortaya çıktığına işaret edilmektedir.
Türkiye’nin 2001 yılı itibariyle 2/95 sayılı OKK kapsamındaki hassas ürünlerde AB’nin Ortak Gümrük Tarifesine tamamen uyum sağladığı ve Türkiye’nin Gümrük Mevzuatının büyük ölçüde AB Gümrük Kodu ile uyumlulaştırdığı belirtilmektedir.
Türkiye’nin Gümrük Kodu’nun serbest bölgelere ilişkin hükümlerini uygulamaya ve ekonomik etkili gümrük rejimlerine uyum sağlamaya davet edilmektedir.
Gümrük Mevzuatına tam uyumun sağlanması ve gümrükler, dış ticaret ve dış ilişkiler birimleri tarafından müşterek yürütülen alanlarda mevzuatın koordineli bir şekilde uygulanması hususlarında daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Gümrük Kanunu dışında kalan, taklit mallar, kültürel mallar ve uyuşturucu trafiğinin önlenmesi konusundaki mevzuatın uyumlaştırılması ile ilgili olarak çaba sarf edilmesi istenmektedir.
Ürünlerin menşeinin teyidi konusunda Toplulukla olan işbirliği eksikliği devam ettiği, bu eksikliğin AB Komisyonu’nu, Aralık 2000 tarihinde ithalatçılara yönelik olarak ton balığı menşei ile ilgili bir bildirim yayımlamaya zorladığı, ayrıca, aynı problemin Türkiye menşeli televizyon setleri ile ilgili olarak İlk Derece Mahkemesi tarafından açıklanan kararda da vurgulandığı belirtilmektedir.
Topluluk mevzuatının uygulanması konusunda idari kapasitenin geliştirilmesi bakımından Türkiye’nin çabalarını sürdürmesi, özellikle sınırların yönetimi ve idare içinde kuralsızlık ve yolsuzluğun önlenmesine ilişkin çalışmalar devam edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Dış İlişkiler
Türkiye ile AB arasında Dış Ticaret Politikası alanındaki uyumun yüksek düzeyde bulunduğu belirtilmektedir.
Üçüncü ülkelerle yapılan müzakereler konusunda Türkiye’nin şimdiye de 13 ülke ile STA imzaladığı, Mısır, Fas, Tunus, Filistin, Hırvatistan ve Faroe adaları ile müzakerelerin devam ettiği tespit edilmektedir.
Raporun hazırlandığı dönemde, Türkiye’nin Genelleştirilmiş Tercihler Sistemine aşamalı olarak uyum sağlaması konusunda görüşmelerde bulunulduğu ifade edilmekte, Kıbrıs Rum Kesimi ile STA imzalanması konusunda bir gelişme bulunmadığı da vurgulanmaktadır.
Bu çerçevede, Türkiye’nin üçüncü ülkelerle yeni serbest ticaret anlaşması imzalanmasına yönelik müzakereler konusunda Komisyon’u bilgilendirmeye devam etmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu çerçevede AB Komisyonu’nun, üçüncü ülkeleri Türkiye ile benzer anlaşmaları imzalaması yönünde ikna etmeye yönelik girişimlerini sürdüreceği ifade edilmiştir.
DTÖ çerçevesinde, Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri Anlaşmasına taraf olduğu ve kamu ihaleleri ve sivil havacılık alanındaki anlaşmalar bakımından da gözlemci statüsünde bulunduğu belirtilerek, AB’nin DTÖ politikalarının ve pozisyonun belirlenmesinde, özellikle yeni Round hazırlıklarında, Türkiye’nin yapıcı bir işbirliği sergilediği belirtilmektedir. Bu kapsamda Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) alanında bir gelişme kaydedilmediği belirtilmektedir.
Ayrıca, Türkiye’nin ihracat kredileri alanındaki mevzuatını AB’ne uydurmak zorunda olduğu belirtilmektedir.
Bu bölümde son olarak, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerinin Türkiye tarafından insani yardım şeklinde, geçen yıl 243 milyon €’luk resmi yardım yapıldığını bunun 28 milyon €’luk kısmının 65 gelişme yolundaki ülkeye yönelik olduğu, 3 milyon €’luk kısmının ise geçiş sürecindeki 15 ekonomiye aktarıldığı bildirilmektedir. Bu kapsamda ayrıca uluslararası acil yardım durumunda kullanılmak üzere 1.3 milyon €’nun Kızılay’a aktarıldığı belirtilmektedir.
Tarım
Bu bölümde geçen Rapordan bu yana AB mevzuatına uyum konusunda bir ilerleme kaydedilmediği belirtilmekte, ancak, Nisan 2001’de uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” çerçevesinde tarım alanında bir dizi reformun gerçekleştirildiği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’de gerçekleştirilen reform programı özetlenirken TEKEL’in yeniden yapılanması, tütün ve alkollü içeceklerin üretimi, ithalat ve ihracatı alanında yeni bir Kanun tasarısının Parlamentoda kabul edildiği, ancak, Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiği belirtilmektedir. Yeni Kanun ile Tütün ve Tütün Ürünleri ile Alkollü İçecekler Piyasa Düzenleme Kurulu’nun oluşturulacağı, devlet tekeli konumunda bulunan TEKEL’in serbest piyasa ekonomisi koşullarına uygun olarak çalışacak bir ticari işletmeye dönüştürüleceği ve zaman içerisinde özelleştirileceği vurgulanmaktadır.
Tarım alanında AB mevzuatına uyum çalışmalarının erken bir aşamada bulunduğu, bitki ve hayvan sağlığına ile gıda güvenliği alanında AB mevzuatına uyum konusunda sınırlı bir ilerleme kaydedildiği belirtilmektedir. Arazi kayıt sisteminin henüz tamamlanmadığı ve bitki pasaport sisteminin oluşturulmadığı, buna ilişkin hazırlıkların da henüz başlatılmadığı ifade edilmektedir.
Tarım sektörünün en önemli sorununun düşük gelirli çiftçiler ve parçalı arazi yapısı olduğu, hükümetin tarım sektöründe üretkenlik ve verimliliğin arttırılması gerekliliğinin bilincinde olduğu ve bu çerçevede bir dizi reformun gerçekleştirilmekte olduğu tarımsal destekleme mekanizmasının ülke çapında hektar başına verim prensibine dayalı doğrudan gelir ödemesi sistemine geçilmekte olduğu, ancak bu politikaların AB’nde yürürlükte olan politikalara paralel olarak uygulanması gerekliliği vurgulanmaktadır.
İşleyen bir arazi kayıt sisteminin doğrudan gelir ödemesi sisteminin vazgeçilmez bir parçası olduğu, Türkiye’nin bu projeye devam etmesi ve istatistiki bilgi sisteminin oluşturulması istenmektedir. Bir sonraki aşamada, Türkiye’nin Avrupa Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Fonu’nda benzer bir yönetim sisteminin kurulması üzerine yoğunlaşması önerilmektedir.
Ayrıca, tarımda genel sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve buna ilave olarak sınırda bitki ve hayvan sağlığı kontrollerine özel önem verilmesi gerektiği belirtilmektedir. AB Komisyonu Gıda ve Hayvan Sağlığı Ofisi yetkilerince Türkiye ye yapılan bir tetkik gezisinde Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı ofislerinde önemli aksaklıklar tespit edildiği ve bu heyetin uyarılarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir. Ayrıca, Tarım alanında idari sistem ve kontrol ve tetkik cihazlarının acilen yeniden yapılandırılması ve iyileştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Rekabet Politikası
Geçen İlerleme Raporundan bu yana Türkiye’nin anti-tröst politikası alanında önemli ilerlemeler kaydettiği, devlet yardımlarının düzenlenmesi ve uygulanması konusunda ise hiçbir ilerleme kaydetmediği belirtilmektedir.
Türkiye’nin anti-tröst alanındaki yasal çerçeveyi Topluluk müktesebatı ve Gümrük Birliği yükümlülükleri kapsamında uyumlaştırmada ilerleme kaydettiği, başta blok muafiyet düzenlemeleri olmak üzere ikincil mevzuatın büyük bir kısmının üstlenildiğine yer verilmektedir.
1 Ocak 2003’te çalışmaya başlayacak devlet yardımlarını izleme ve uygulamadan sorumlu bağımsız bir kurulun oluşturulmasının kararlaştırıldığı, bölgesel kalkınma amacına yönelik devlet yardımlarına ilişkin ise herhangi bir gelişmenin kaydedilemediği ifade edilmektedir.
Türkiye’nin mevcut ticari nitelikteki devlet tekelleri ve inhisari haklara sahip şirketlerin bir listesini çıkarttığı, bu listenin Nisan 2001’de Komisyon’a sunulduğu, TEKEL’nin sahip olduğu inhisari hakların kaldırılmasına yönelik çabaların yetersiz kaldığı, uyumlaştırma için Gümrük Birliği kapsamında öngörülen geçiş döneminin 1998 yılının başında dolduğu, tütün ve alkol tekelleri bakımından uyumsuzluğun devam ettiği vurgulanmaktadır.
Gümrük Birliği kapsamında rekabet alanındaki kuralların uygulanmasına ilişkin hazırlık sürecinin tamamlandığı ve Türkiye-AT Ortaklık Konseyi tarafından son halinin kabulünün beklendiği belirtilmektedir.
Türkiye’de anti-tröst alanındaki uygulamaların tatmin edici düzeyde olduğu, ancak, bu alanda Topluluk müktesebatına uyumda ilerleme kaydedilmesi, Rekabet Kurulu’nun bu alandaki davaların çok büyük bir kısmını incelemesine rağmen bütün davaların etkin bir şekilde ele alınabilmesi için idari kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.
Türkiye’de Topluluk ilkeleri ve kriterleri doğrultusunda etkin bir devlet yardımı kontrolü yapılmadığı, bu alandaki mevzuatın müktesebata uyumunu sağlanmasına ihtiyaç duyulduğu, devlet yardımlarını kontrol edecek bağımsız bir otoritenin kurulması hazırlıklarının hızlandırılması gerektiğine yer verilmektedir. Ayrıca, Türkiye’de mevcut devlet yardımlarının envanterinin bulunmadığı, devlet yardımlarına ilişkin Topluluk metodolojisine uygun düzenli yıllık raporların hazırlanmadığı, ancak, Devlet Yardımlarını İzleme Otoritesinin kurulmasını müteakip bu alanlarda adım atılması yönünde mutabakata varıldığı, halihazırda devlet yardımlarının kontrolünün Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi çeşitli kamu kurumlarının sorumluluğu altında yer aldığı tespitlerine yer verilmektedir.
Türkiye’nin bölgesel kalkınmasına yönelik devlet yardımları haritasının hazırlanmasına ilişkin çalışmaların hızlandırması gerektiği, yardımlar bakımından maksimum yoğunlaşmada farklılaşmaya gidilmesini sağlayacak olan sözkonusu haritanın hazırlıklarında, Topluluk kriterleri ve metodolojisinin takip edilmesi ile coğrafi ve istatistiksel verilerin Eurostat standartlarına göre toplanmasına hususlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bağımsız nitelikteki Türk Rekabet Kurumu’nun 1997 yılında faaliyete geçtiği, çok sayıda yasal düzenlemeyi kabul ederek uygulamaya koyduğu, anti-tröst ve birleşme politikalarına ilişkin AB yasal çerçevesinde vuku bulan gelişmeleri yakından takip ettiği, bununla birlikte, kamu alımları, devlet tekelleri ve inhisari haklara sahip şirketler bakımından yetkilere sahip olması hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmektedir.
Alkol ve tütün tekellerinde uyum düzeyinin endişe verici olduğu, Gümrük Birliği kapsamında bu alandaki düzenlemenin 1998 yılına kadar yapılmasının gerektiği, Ocak 2001’de kabul edilen yeni Kanunun Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülükleri ile çeliştiğine dikkat çekilmektedir. Bu itibarla, halihazırda TEKEL’in kamu kurumu niteliğinden ticari bir işletmeye çevrilmiş olmasına rağmen, alkollü içecekler ve tütün mamullerinde tekel yetkilerini etkili bir şekilde muhafaza ettiği ve TEKEL’in özelleştirilmesine ilişkin hazırlıkların sürdürüldüğü dile getirilmektedir.
Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler
Türkiye’nin AB’nin KOBİ’lere yönelik mevcut yaklaşımına yönelik bazı adımlar attığı, KOBİ’lerin durumunun iyileştirilmesine yönelik daha fazla çabaya ihtiyaç duyulduğu, KOBİ’lerin yaşanan son mali krizden oldukça etkilendiği, KOBİ’lerin Türk lirasının devalüasyonundan kaynaklanan avantajı kullanamadıkları gibi iç talebin azalmasından da olumsuz etkilendikleri, bu ortamda KOBİ’lere yönelik Eylem Planının ve diğer girişimlerin hızlandırılmasının bu alanda ilerleme sağlanması bakımından önem arz ettiği vurgulanmaktadır.
KOBİ’lerin temel probleminin finansman olduğu, mevcut ekonomik şartlar altında finansman imkanlarının daha da azaldığı tespitine yer verilmektedir.
Küçük işletmelere yönelik organize sanayi bölgeleri gibi hizmetlerin olumlu gelişmeler olduğu, ancak, iş ortamının istikrarlı ve öngörülebilir olmaması durumunda sözkonusu uygulamaların etkisinin sınırlı kalacağı, bu kapsamda Türk Hükümetinin bürokrasiyi azaltacak önlemler alması gerektiği ifade edilmektedir. .
KOBİ’lere yönelik desteğin büyük bir kısmının TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı) ve İKV (İktisadi Kalkınma Vakfı) gibi sivil toplum kuruluşları tarafından sağlandığı tespitine yer verilmektedir.
KOBİ’lere finansman imkanları sağlamak amacıyla KOBİ Yatırım AŞ.’nin kurulduğu, ve risk sermayesi şeklinde çalışmakta olduğu, ayrıca, Türk Halk Bankası tarafından verilen kredilere teminat sağlamaya yönelik bir kredi garanti fonunun oluşturulduğu, yüksek teknoloji kullanan şirketlere Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) tarafından risk sermayesi kullanma imkanının sunulduğu belirtilmektedir.
Genel bir değerlendirme olarak Türkiye’deki KOBİ tanımının Avrupa Komisyonu tarafından getirilen öneriler ile uyumlu olduğu vurgulanmaktadır. .
Tüketicinin Korunması
Tüketicinin Korunması alanında AB müktesebatına uyumun sınırlı olduğu vurgulanmakta, Türkiye’nin halen genel Tüketici Koruma Sistemi geliştirmesi gerektiği, sektörün halen 1995 yılında hazırlanan çerçeve mevzuat kapsamında idare edildiği belirtilmektedir.
Gıda ürünlerinde idari sorumluluğun Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı arasında paylaşıldığı ve mevcut laboratuarların gerekli analizlerin yapılabilmesi için yetersiz bir donanıma sahip olduğu belirtilmiştir. TÜRKAK’ın henüz hiçbir akreditasyon faaliyetinde bulunmamış olmasından dolayı laboratuarların akredite olmadığı da vurgulanmaktadır.
Katılım öncesinde bu alanda mevzuat, idari yapılanma ve teknik donanım konusunda düzenlemeler yapılması gerekeceği belirtilmiştir.
IV.KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ VE ULUSAL PROGRAM’IN GENEL DEĞERLENDİRMESİ
Katılım Ortaklığı
Komisyon, 8 Mart 2001 tarihinde kabul edilen Türkiye için Katılım Ortaklığı belgesinde belirlenmiş olan kısa vadeli öncelikler bakımından belirli ölçüde ilerleme kaydedildiğini, orta vadeli önceliklerin 2002’de yayımlanacak İlerleme Raporu’nda değerlendirileceğine yer vermektedir. Bu çerçevede, Komisyon’un kısa vadeli öncelikler bakımından Türkiye’ye ilişkin değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır.
Geliştirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler
Rauf Denktaş’ın Kıbrıs sorununu çözümüne yönelik görüşmelerden çekilme yönündeki kararının Türkiye tarafından desteklenmesi olumsuz bir gelişmedir.
Anayasa değişikliklerinin TBMM tarafından kabul edilmiş olması sevindirici bir gelişme olmakla birlikte, temel özgürlükler bakımından hala çok sayıda kısıtlama bulunmaktadır. Bireyleri etkilediği ölçüde insan hakları durumunun iyileştirilmesi gerekmektedir.
Gözaltında tutulma sürelerinin kısaltılmasına ilişkin getirilen yeni hükümlerin DGM’nin yetki alanına ve olağanüstü hallere de yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Hakimler ve yürütmeden sorumlu yetkililerin insan hakları alanında eğitimleri için bir çok kurs düzenlenmiş olup, herhangi bir değerlendirme yapılabilmesi için erkendir.
Yargının etkinliğinin artırılmasına yönelik sınırlı sayıda girişimde bulunulmuştur.
Ölüm cezası tamamen kaldırılmamıştır.
Ekonomik Kriterler
Kamu maliyesinin düzeltilmesine yönelik olarak Mart 2001’de yeni bir mali ve ekonomik program uygulamaya konulmuş ve kısa bir sürede çok sayıda yeni yasa kabul edilmiştir.
Finans sektörünün yeniden yapılandırılması yeni ekonomik programın önemli bir parçasıdır. Bankalar Kanunu çıkarılmış ve Merkez Bankası Kanunu’nda değişikliğe gidilmiştir.
Türkiye katılım öncesi mali izleme prosedürüne iştirak etmektedir.
Tarım sektöründe yapısal reform süreci başlatılmış ve yeni Şeker Yasası kabul edilmiştir.
Özelleştirme süreci devam etmektedir. Ocak 2001’de çıkarılan Kanuna rağmen, alkol ve tütün tekelleri düzenlemeleri bakımından durum endişe vericidir.
İç Pazar
Türkiye, Mart 2001’de fikri mülkiyet haklarına ilişkin yasada değişikliğe gitmiş, Avrupa Patent Sözleşmesi’ne taraf olmuştur. Türk Patent Enstitüsü’nün tam özerkliğe kavuşturulması gerekmektedir.
Malların serbest dolaşımı alanında Çerçeve Kanun kabul edilmiş, Avrupa standartlarının kabul edilmesi bakımından ilerleme kaydedilmiştir. Bu çerçevede, çok sayıda mevzuat kabul edilmiş olup, gıda ürünleri, eczacılık ürünleri ve kozmetiklerde uyum çalışmalarının başlatılması gerekmektedir. Standardizasyon, akreditasyon, uygunluk değerlendirmesi ve piyasa gözetimine ilişkin bir çok kurulun oluşturulması ve faaliyete geçirilmesi bakımından önemli adımların atılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Enerji
Elektrik ve gaz sektörlerinde bağımsız düzenleyici otoritenin kurulması bakımından ilerleme kaydedilmiştir. Elektrik Piyasası Kanunu ile Doğal Gaz Piyasası Kanunu kabul edilmiştir. Enerji Düzenleme Kurulu’nun oluşturulması öncelikli olarak ele alınmalıdır.
Telekomünikasyon
Yeni bir Telekom Yasası ile Lisans Yönetmeliği kabul edilmiştir. Düzenleyici yasal çerçevenin Topluluk müktesebatı ile uyumluluğunun sağlanabilmesine ve Telekomünikasyon Kurulu’nun idari kapasitesinin artırılmasına yönelik adımlar atılması gerekmektedir.
2- AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’nın Değerlendirilmesi
Komisyon, Ulusal Programın Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan bir çok önceliği ele alan geniş çaplı bir doküman, alınacak tedbirlere ilişkin yararlı bir envanter olarak değerlendirmektedir. Katılım Ortaklığı belgesinin AB tarafından kabul edilmesini müteakip, kısa sürede hazırlanan çarpıcı bir belge olarak nitelenen Ulusal Programın katılım öncesi strateji bağlamında devam eden bir süreç olduğu yorumu yapılmaktadır. Programın revize edildikten sonraki halinin daha çok gelecekte yürütülecek çalışmalara yönelik bir plan işlevini üstlenmesi gerektiği, bu çerçevede, yapılacak işlerin açık takvimler kapsamında önceliklere daha etkin bir şekilde bağlanmasının mümkün olacağı ve Türkiye’nin uyum sürecinin daha kolay izlenmesinin sağlanacağı ifade edilmektedir.
Komisyon, bazı hallerde kısa vade altında yer alan eylemlerin orta vade başlığı altında yer aldığı veya kısa ve orta vade başlıkları altında ayrı ayrı ele alındığı tespitinde bulunmaktadır.
Siyasi kriterler bakımından, Anayasa değişikliği gibi Ulusal Programda öngörülen bazı girişimlerin son gelişmeler neticesinde yerine getirilmiş olduğu, revize edilmiş Ulusal Programın bu ve diğer gelişmeleri dikkate alması gerektiği belirtilmektedir. Ulusal Programın, Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan kültürel hakların garanti altına alınması hususunda yetersiz kaldığı ve Türk vatandaşlarının ana dillerini televizyon ve radyo yayınlarında kullanabilmeleri gerektiği dile getirilmektedir. Ulusal Programda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 6 sayılı Protokolü’nün imzalanmasına ilişkin herhangi bir taahhüt yer almadığına dikkat çekilmektedir.
Topluluk müktesebatının üstlenilmesine ilişkin bölümlerde, Katılım Ortaklığı belgesinde tarım (bitki ve hayvan sağlığı), sosyal politikalar, ulaştırma, enerji, bölgesel politikalar, adalet ve içişleri ve gümrükler gibi alanlar bakımından tespit edilen farklılıkların giderilebilmesi için düzeltmelerde bulunulması önerilmektedir. Programda yer alan açıklayıcı bölümlerin göz ardı edilmesi, gıda ürünleri, fikri mülkiyet hakları ve benzeri alanlarda öngörülen yasal değişikliklerin ilgili müktesebat bölümüne kaydırılarak düzeltme yoluna gidilmesi önerilmektedir. Devlet yardımları ve çeşitli alanlarda devlet yardımlarının kontrolüne ilişkin uyum derecesini içerir bilgi temininin gerektiği vurgulanmaktadır. Ulusal Programın revize edilmiş versiyonunun özellikle Gümrük Birliği gibi (malların serbest dolaşımı, rekabet, devlet yardımları, tekellerin uyumlaştırılması) Türk Hükümeti tarafından verilen yasal anlamda bağlayıcı taahhütlerin daha kapsamlı bir şekilde irdelenmesi tavsiyesinde bulunulmaktadır.
Sosyal politika, ulaştırma, çevre, adalet ve içişleri gibi alanlara ilişkin Topluluk müktesebatının revize edilecek dokümanda yer alması ve tarım alanında bitki ve hayvan sağlığına ilişkin mevzuatın uyarlanmasına yönelik stratejik bir plan geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.
Önceliklerin hayata geçirilebilmesi için kullanılacak mali kaynaklar hususunun daha açık ifade edilmesi gerektiği, bunun ulusal, Topluluk ve Uluslararası Mali Kuruluşların kaynaklarının programlanabilmesi için faydalı olacağı ve özellikle çevre ve sınırların kontrolü gibi yüksek maliyetli alanlar bakımından önem taşıdığı vurgulanmaktadır.
Ulusal Programın revize edilmiş versiyonunun, kurumsal ve idari hususlara ilişkin daha ayrıntılı bilgiler içermesi gerektiği, ilgili politikaların uygulanmasından sorumlu olarak kurumların belirtilmesinin önem taşıdığı dile getirilmektedir.
Yukarıda yer alan hususların Ulusal Programın revizyonu sırasında Türk Hükümeti tarafından dikkate alınması önerilmekte ve TAIEX’in bu konuda yardımda bulunacağı belirtilmektedir.
V. ANALİTİK İNCELENME SÜRECİNE (SCREENING) HAZIRLIK AŞAMASINDA KAYDEDİLEN GELİŞMELER
Türkiye ile analitik inceleme sürecine hazırlık çalışmaları Türkiye-AT Ortaklık Konseyi’nin 11 Nisan 2000 tarihinde aldığı 3/2000 sayılı Karar ile Türkiye-AT Ortaklık Komitesi’ne bağlı olarak çalışacak 8 adet alt komite kurularak başlatılmıştır. Sözkonusu alt komiteler yapı itibariyle AB’nin aday MDAÜ ile Avrupa Anlaşmaları kapsamında oluşturduğu komiteler ile paralellik arz etmektedir.
Alt Komiteler mevzuat yakınlaştırması, uygulaması ve yürütmesini izlemekte, Türkiye-AT Gümrük Birliği ve Ortaklık Konseyi’nin aldığı ilgili kararların uygulanması kapsamında öncelikli sektörlerde ortaya çıkan sorunları ele almaktadır.
Alt komiteler 22 Haziran 2000 tarihi itibariyle faaliyete geçmiş ve bugüne kadar toplam 16 toplantı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, tarım, enerji, telekom, audio-visual politikalar, bankacılık, vergilendirme, sermaye hareketler, mali kontrol, kömür ve çelik ürünleri gibi alanlarda ilave toplantılar yapılmış, kozmetik ürünler, çevre, sosyal politika, vergilendirme ve kültürel varlıklar konularında seminerler düzenlenmiştir. Diğer aday ülkeler paralelinde Türkiye gümrük kılavuzu çalışması, katılım öncesi mali gözetim prosedürü, makro-ekonomik değerlendirme çalışması ve Türk sanayisinin rekabet edebilirliği üzerine yürütülen inceleme kapsamında bilgi sunmuş ve faaliyetlere iştirak etmiştir.
AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda müktesebatın analitik incelemesi sürecinde Türkiye’ye yönelik değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır.
Alt komite toplantıları taraflar arasında bilgi alışverişini mümkün kılmış ve bu çerçevede Türkiye Topluluk müktesebatı ile müktesebatın uyarlanması ve yürütülmesine yönelik bilgisini artırmıştır. Bir çok alanda yeni mevzuat hazırlıkları, değişiklikleri devam etmektedir. Çalışmaların yürütülmesi ve idari reformun başlatılması için çalışma grupları oluşturulmuştur. Sonuç olarak, Türk ve AB uzmanları arasında, özellikle yeni mevzuat değişikliklerinin hazırlanması bakımından, uygun bir diyalog kurulmuştur.
Ancak, yeni mevzuat önerilerinin Topluluk müktesebatı ile uyumluluğunun kontrol edilmesi gerekmektedir. Kabul edilen yasal değişiklikler, bazı durumlarda müktesebata aykırılık teşkil etmekte veya sosyal politika, kozmetik ürünleri, alkollü içeceklerde uygulanan rejim, radyo ve televizyon gibi alanlarda müktesebat ile aykırılığın belirginleşmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye tarafından hazırlanan ilgili tüm mevzuat taslaklarının onay süreci öncesinde değerlendirilmek üzere Komisyon’a intikal ettirilmesi önem arz etmektedir.
Bütün sektörlerde uyum sürecinin planlanmasında, atılacak adımların mantık düzeni ve açık bir takvim çerçevesinde değerlendirilmesine dikkat edilmesi gerekmektedir. Uyum sürecine ilişkin planlama Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan öncelikler ile daha yakından ilişkilendirilmelidir. Bu kapsamda, AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’nın revize edilmiş halinin bu öncelikleri daha açık bir şekilde yansıtması beklenmektedir. Ayrıca, Topluluk müktesebatının bir çok bölümünde Türkiye’nin bilgi düzeyinin artırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Eksikliklerin tespit edildiği alanlar bakımından idarenin güçlendirmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Müktesebatın etkin bir şekilde uygulanabilmesi için Türk idari ve yargı sisteminin kapasitesine özel önem verilmelidir. Bazı yüksek maliyetli sektörlerde müktesebatın uygulanması geniş yatırımların yapılmasını gerektirmektedir. Alt komitelerin önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek toplantılarının ihtiyaç duyulan yatırım miktarının saptanması bakımından belirleyici olması gerekmektedir.
Alt komitelerin toplantıları Türk mevzuatının Topluluk müktesebatına uyum düzeyi konusunda bir ön değerlendirme yapılmasına da imkan vermiştir. Bu çerçevede, Türkiye en büyük ilerlemeyi Gümrük Birliği kapsamında yer alan alanlarda kaydetmiş olup, bu alanda da halihazırda ele alınması gereken bir çok husus bulunmaktadır. Mevzuatın uyarlanması sürecinin karmaşıklığına bağlı olarak bazı alanlarda Türk mevzuatı ile Topluluk müktesebatı arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır.