2001 YILI İLERLEME RAPORU HAKKINDA NOT

AB Komisyonu tarafından tüm aday ülkeler için her yıl hazırlanan İlerleme Raporlarının dördüncüsü 13 Kasım 2001 tarihinde yayımlanmıştır. Türkiye için hazırlanan 2001 yılı İlerleme Raporu’nda daha önceki raporlardan farklı olarak politik kriterler, ekonomik kriterler ve AB müktesebatını üstlenme yeterliliği olmak üzere, üç ana başlığın yanısıra, Katılım Ortaklığı ve Ulusal Program çerçevesinde yapılan değerlendirmeyi içeren dördüncü bir bölüm dahil edilmiştir. Ayrıca, analitik incelemeye hazırlık sürecindeki gelişmelerin değerlendirildiği bir bölüm de programın ekinde yer almaktadır. Sözkonusu başlıklar altında Türkiye ile ilgili özetle aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmektedir.

I.SİYASİ KRİTERLER

Siyasi kriterler bağlamında, AB’nin anlayışı sadece, üye ülkelerde, ifade ve inanç hürriyeti, düzgün işleyen bir siyasi rejim (serbest seçimler, seçim barajları, siyasi partiler yasası gibi) ve demokratik bir sistemin varlığı (muhalefetin rolü) ile sınırlı olmayıp, asıl arzu edilen bunların etkin bir şekilde günlük yaşama aktarılmasıdır.

Raporun bu bölümünde yer verilen değerlendirmeler aşağıdaki gibidir:

I. EKONOMİK KRİTERLER

Raporda Türk Ekonomisinin Kopenhag Kriterlerine uyumu aşağıdaki başlıklar altında değerlendirilmektedir.

İşleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyeti

Ekonomik güçlüklere rağmen Hükümetin ekonomik programın uygulanmasına sadık kaldığı ifade edilmekte ancak ekonomimize ilişkin aşağıdaki olumsuzluklar sıralanmaktadır.

2000 yılındaki yüksek büyümenin ardından Kasım 2000’den itibaren ekonomide durgunluk dönemine girildiği, işsizlik oranının yükseldiği ve enflasyon baskısının yeniden canlandığı, kamu kesiminin ekonomi içerisindeki ağırlığının halen önemli düzeyde olduğu, özelleştirme sürecinin ağır ilerlediği, Şubat 2001 krizinden sonra reformların hızlandığı ancak halen, Kamu Borçlanma Yasası, Kamu İhaleleri ve yeni Tütün Kanunu’nun yasalaşmasının beklendiği belirtilmektedir.

Ayrıca, pazara giriş konusunda oldukça liberal bir yasal sistem bulunmasına rağmen mevcut engellerin ekonomik faaliyetleri kısıtladığı, fikri mülkiyet hakları da dahil olmak üzere yasal altyapının yerinde olduğu ancak, kanunların uygulaması alanında güçlükler bulunduğunun altı çizilmektedir.

Bunlara ilave olarak, halihazırda yeniden yapılandırılma sürecinde bulunan mali sistemin reel sektöre gerektiği gibi kaynak aktaramadığı da tespit edilmektedir.

AB Ekonomisi ile Rekabet Edebilme Kapasitesi

Bu başlık altında yapılan değerlendirmelerde, işleyen bir piyasa düzeninin temel unsurlarının oluşturulması alanında ciddi bir ilerleme sağlanmış olmasına rağmen ekonomik istikrarın sağlanamadığı ve belirsizliğin önlenemediği, fiziki sermaye ve insan kaynaklarının gerek bölgesel dağılımının gerekse nitelik olarak heterojen bir yapıya sahip olduğu, bu durumun verimlilik farklılıklarına yol açtığı ve acilen iyileştirilmesi gerektiği, işgücü piyasasının düzenlenmesine yönelik politikaların geliştirilmesi gerektiği, yabancı yatırımlara yönelik uygulanan liberal politikalara rağmen yabancı sermaye akışının çok marjinal düzeyde kaldığı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin Türk Ekonomisi’nin bel kemiğini oluşturduğu, bu durumun bazı avantajlarının yanı sıra AB standartlarına uyum zorunluluğu karşısında güçlükle karşılaşabileceği hususları üzerinde durulmaktadır.

Bu çerçevede yapılan değerlendirmede aşağıdaki hususlara yer verilmiştir:

III.AB MÜKTESEBATINI ÜSTLENME YETERLİLİĞİ

İlerleme Raporu’nun bu bölümünde Türkiye’nin tam üyelik yükümlülüklerini yerine getirme bakımından AB müktesebatını üstlenme yeterliliği değerlendirilmektedir. Bu bölümde, tüm AB müktesebatı 29 başlık altında gruplandırılmakta ve her bir alanda Türk mevzuatının mevcut durumu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Raporda aşağıdaki tespitler yer almaktadır.

Ayrıca, bir çok alanda Topluluk müktesebatının üstlenilmesi ve uygulamasının etkin bir şekilde sağlanabilmesi için idari kapasitenin güçlendirilmesi gerektiği, idarenin her kademesinde ciddi reforma ihtiyaç bulunduğu, devlet yardımları ve bölgesel kalkınma gibi alanlarda yeni yapıların oluşturulmasını da gerekli olduğu vurgulanmaktadır. Bazı alanlarda düzenlemeden sorumlu yeni kurullar oluşturulduğu ancak söz konusu kurulların özerkliğinin yanısıra, yeterli personel ve mali kaynakların sağlanması hususunun da önem arz ettiği belirtilmektedir.

AB Müktesebatının Üstlenilmesi alanında Müsteşarlığımız sorumluluk alanına giren konularla ilgili olarak da özetle aşağıdaki tespitler yer almaktadır.

Malların Serbest Dolaşımı

Türkiye’nin bu alanda geçen rapordan buyana AB mevzuatına uyum yönünde ilerleme kaydettiği belirtilmekte, ancak, uyumun tamamlanmadığı vurgulanmaktadır. Geçen yıl yayımlanan İlerleme Raporundan bu yana Türkiye’de gerçekleştirilen mevzuat düzenlemeleri kısaca özetlendikten sonra, aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmektedir.

Ayrıca, eski yaklaşım çerçevesinde motorlu araçlar ve traktörlerle ilgili olarak, kaydedilen gelişmenin memnuniyetle karşılandığı, halihazırda uyum için 2003 ve 2005 yıllarının hedeflendiği, kimya ve kozmetik sanayiinde uyumun hızlandırılması gereği üzerinde durulmaktadır. Özellikle kozmetiklerle ilgili olarak mevzuat çalışmalarının AB düzenlemelerine tezatlık teşkil ettiği, ürün kategorilerinin AB mevzuatında yer almayan prensipler çerçevesinde belirlendiği, bu ürünler ve diğer sanayi ürünleri için geçerli olan Topluluk mevzuatının Türkiye tarafından kabul edildiğinde, otoritelerin mevzuatın tamamen uygulamasını garanti edecek idari tedbirleri de beraberinde almaları gerekeceği ifade edilmektedir.

Gıda yasası ile ilgili olarak AB Mevzuatına uygunluğun yeniden değerlendirilmesi için çalışma yapılması ve Topluluk mevzuatına uyum için idari yapılanmanın güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Ürünlere uygulanan sınır kontrolleri bakımından, Türkiye’nin uygun piyasa gözetimi mekanizmasını benimsemesi ve yetkili makamlar arasında koordinasyonu arttırması gerekliliği vurgulanmaktadır.

Düzenlenmemiş alanlarla ilgili olarak ise, Roma Antlaşmasının 28-30. Maddeleri çerçevesindeki mevzuatın ve karşılıklı tanıma prensibinin uygulanmasın hususunda sorunların sürdüğü ifade edilmektedir.

Gümrük Birliği

Raporun bu bölümünde Gümrüklerle ilgili olarak bazı gelişmelerin ortaya çıktığına işaret edilmektedir.

Dış İlişkiler

Türkiye ile AB arasında Dış Ticaret Politikası alanındaki uyumun yüksek düzeyde bulunduğu belirtilmektedir.

Üçüncü ülkelerle yapılan müzakereler konusunda Türkiye’nin şimdiye de 13 ülke ile STA imzaladığı, Mısır, Fas, Tunus, Filistin, Hırvatistan ve Faroe adaları ile müzakerelerin devam ettiği tespit edilmektedir.

Raporun hazırlandığı dönemde, Türkiye’nin Genelleştirilmiş Tercihler Sistemine aşamalı olarak uyum sağlaması konusunda görüşmelerde bulunulduğu ifade edilmekte, Kıbrıs Rum Kesimi ile STA imzalanması konusunda bir gelişme bulunmadığı da vurgulanmaktadır.

Bu çerçevede, Türkiye’nin üçüncü ülkelerle yeni serbest ticaret anlaşması imzalanmasına yönelik müzakereler konusunda Komisyon’u bilgilendirmeye devam etmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu çerçevede AB Komisyonu’nun, üçüncü ülkeleri Türkiye ile benzer anlaşmaları imzalaması yönünde ikna etmeye yönelik girişimlerini sürdüreceği ifade edilmiştir.

DTÖ çerçevesinde, Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri Anlaşmasına taraf olduğu ve kamu ihaleleri ve sivil havacılık alanındaki anlaşmalar bakımından da gözlemci statüsünde bulunduğu belirtilerek, AB’nin DTÖ politikalarının ve pozisyonun belirlenmesinde, özellikle yeni Round hazırlıklarında, Türkiye’nin yapıcı bir işbirliği sergilediği belirtilmektedir. Bu kapsamda Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) alanında bir gelişme kaydedilmediği belirtilmektedir.

Ayrıca, Türkiye’nin ihracat kredileri alanındaki mevzuatını AB’ne uydurmak zorunda olduğu belirtilmektedir.

Bu bölümde son olarak, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerinin Türkiye tarafından insani yardım şeklinde, geçen yıl 243 milyon €’luk resmi yardım yapıldığını bunun 28 milyon €’luk kısmının 65 gelişme yolundaki ülkeye yönelik olduğu, 3 milyon €’luk kısmının ise geçiş sürecindeki 15 ekonomiye aktarıldığı bildirilmektedir. Bu kapsamda ayrıca uluslararası acil yardım durumunda kullanılmak üzere 1.3 milyon €’nun Kızılay’a aktarıldığı belirtilmektedir. 

Tarım

Bu bölümde geçen Rapordan bu yana AB mevzuatına uyum konusunda bir ilerleme kaydedilmediği belirtilmekte, ancak, Nisan 2001’de uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” çerçevesinde tarım alanında bir dizi reformun gerçekleştirildiği vurgulanmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’de gerçekleştirilen reform programı özetlenirken TEKEL’in yeniden yapılanması, tütün ve alkollü içeceklerin üretimi, ithalat ve ihracatı alanında yeni bir Kanun tasarısının Parlamentoda kabul edildiği, ancak, Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiği belirtilmektedir. Yeni Kanun ile Tütün ve Tütün Ürünleri ile Alkollü İçecekler Piyasa Düzenleme Kurulu’nun oluşturulacağı, devlet tekeli konumunda bulunan TEKEL’in serbest piyasa ekonomisi koşullarına uygun olarak çalışacak bir ticari işletmeye dönüştürüleceği ve zaman içerisinde özelleştirileceği vurgulanmaktadır.

Tarım alanında AB mevzuatına uyum çalışmalarının erken bir aşamada bulunduğu, bitki ve hayvan sağlığına ile gıda güvenliği alanında AB mevzuatına uyum konusunda sınırlı bir ilerleme kaydedildiği belirtilmektedir. Arazi kayıt sisteminin henüz tamamlanmadığı ve bitki pasaport sisteminin oluşturulmadığı, buna ilişkin hazırlıkların da henüz başlatılmadığı ifade edilmektedir.

Tarım sektörünün en önemli sorununun düşük gelirli çiftçiler ve parçalı arazi yapısı olduğu, hükümetin tarım sektöründe üretkenlik ve verimliliğin arttırılması gerekliliğinin bilincinde olduğu ve bu çerçevede bir dizi reformun gerçekleştirilmekte olduğu tarımsal destekleme mekanizmasının ülke çapında hektar başına verim prensibine dayalı doğrudan gelir ödemesi sistemine geçilmekte olduğu, ancak bu politikaların AB’nde yürürlükte olan politikalara paralel olarak uygulanması gerekliliği vurgulanmaktadır.

İşleyen bir arazi kayıt sisteminin doğrudan gelir ödemesi sisteminin vazgeçilmez bir parçası olduğu, Türkiye’nin bu projeye devam etmesi ve istatistiki bilgi sisteminin oluşturulması istenmektedir. Bir sonraki aşamada, Türkiye’nin Avrupa Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Fonu’nda benzer bir yönetim sisteminin kurulması üzerine yoğunlaşması önerilmektedir.

Ayrıca, tarımda genel sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve buna ilave olarak sınırda bitki ve hayvan sağlığı kontrollerine özel önem verilmesi gerektiği belirtilmektedir. AB Komisyonu Gıda ve Hayvan Sağlığı Ofisi yetkilerince Türkiye ye yapılan bir tetkik gezisinde Tarım Bakanlığı Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü’ne bağlı ofislerinde önemli aksaklıklar tespit edildiği ve bu heyetin uyarılarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir. Ayrıca, Tarım alanında idari sistem ve kontrol ve tetkik cihazlarının acilen yeniden yapılandırılması ve iyileştirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Rekabet Politikası

Geçen İlerleme Raporundan bu yana Türkiye’nin anti-tröst politikası alanında önemli ilerlemeler kaydettiği, devlet yardımlarının düzenlenmesi ve uygulanması konusunda ise hiçbir ilerleme kaydetmediği belirtilmektedir.

Türkiye’nin anti-tröst alanındaki yasal çerçeveyi Topluluk müktesebatı ve Gümrük Birliği yükümlülükleri kapsamında uyumlaştırmada ilerleme kaydettiği, başta blok muafiyet düzenlemeleri olmak üzere ikincil mevzuatın büyük bir kısmının üstlenildiğine yer verilmektedir.

1 Ocak 2003’te çalışmaya başlayacak devlet yardımlarını izleme ve uygulamadan sorumlu bağımsız bir kurulun oluşturulmasının kararlaştırıldığı, bölgesel kalkınma amacına yönelik devlet yardımlarına ilişkin ise herhangi bir gelişmenin kaydedilemediği ifade edilmektedir.

Türkiye’nin mevcut ticari nitelikteki devlet tekelleri ve inhisari haklara sahip şirketlerin bir listesini çıkarttığı, bu listenin Nisan 2001’de Komisyon’a sunulduğu, TEKEL’nin sahip olduğu inhisari hakların kaldırılmasına yönelik çabaların yetersiz kaldığı, uyumlaştırma için Gümrük Birliği kapsamında öngörülen geçiş döneminin 1998 yılının başında dolduğu, tütün ve alkol tekelleri bakımından uyumsuzluğun devam ettiği vurgulanmaktadır.

Gümrük Birliği kapsamında rekabet alanındaki kuralların uygulanmasına ilişkin hazırlık sürecinin tamamlandığı ve Türkiye-AT Ortaklık Konseyi tarafından son halinin kabulünün beklendiği belirtilmektedir.

Türkiye’de anti-tröst alanındaki uygulamaların tatmin edici düzeyde olduğu, ancak, bu alanda Topluluk müktesebatına uyumda ilerleme kaydedilmesi, Rekabet Kurulu’nun bu alandaki davaların çok büyük bir kısmını incelemesine rağmen bütün davaların etkin bir şekilde ele alınabilmesi için idari kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.

Türkiye’de Topluluk ilkeleri ve kriterleri doğrultusunda etkin bir devlet yardımı kontrolü yapılmadığı, bu alandaki mevzuatın müktesebata uyumunu sağlanmasına ihtiyaç duyulduğu, devlet yardımlarını kontrol edecek bağımsız bir otoritenin kurulması hazırlıklarının hızlandırılması gerektiğine yer verilmektedir. Ayrıca, Türkiye’de mevcut devlet yardımlarının envanterinin bulunmadığı, devlet yardımlarına ilişkin Topluluk metodolojisine uygun düzenli yıllık raporların hazırlanmadığı, ancak, Devlet Yardımlarını İzleme Otoritesinin kurulmasını müteakip bu alanlarda adım atılması yönünde mutabakata varıldığı, halihazırda devlet yardımlarının kontrolünün Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi çeşitli kamu kurumlarının sorumluluğu altında yer aldığı tespitlerine yer verilmektedir.

Türkiye’nin bölgesel kalkınmasına yönelik devlet yardımları haritasının hazırlanmasına ilişkin çalışmaların hızlandırması gerektiği, yardımlar bakımından maksimum yoğunlaşmada farklılaşmaya gidilmesini sağlayacak olan sözkonusu haritanın hazırlıklarında, Topluluk kriterleri ve metodolojisinin takip edilmesi ile coğrafi ve istatistiksel verilerin Eurostat standartlarına göre toplanmasına hususlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bağımsız nitelikteki Türk Rekabet Kurumu’nun 1997 yılında faaliyete geçtiği, çok sayıda yasal düzenlemeyi kabul ederek uygulamaya koyduğu, anti-tröst ve birleşme politikalarına ilişkin AB yasal çerçevesinde vuku bulan gelişmeleri yakından takip ettiği, bununla birlikte, kamu alımları, devlet tekelleri ve inhisari haklara sahip şirketler bakımından yetkilere sahip olması hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmektedir.

Alkol ve tütün tekellerinde uyum düzeyinin endişe verici olduğu, Gümrük Birliği kapsamında bu alandaki düzenlemenin 1998 yılına kadar yapılmasının gerektiği, Ocak 2001’de kabul edilen yeni Kanunun Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülükleri ile çeliştiğine dikkat çekilmektedir. Bu itibarla, halihazırda TEKEL’in kamu kurumu niteliğinden ticari bir işletmeye çevrilmiş olmasına rağmen, alkollü içecekler ve tütün mamullerinde tekel yetkilerini etkili bir şekilde muhafaza ettiği ve TEKEL’in özelleştirilmesine ilişkin hazırlıkların sürdürüldüğü dile getirilmektedir.

Küçük ve Orta Ölçekli işletmeler

Türkiye’nin AB’nin KOBİ’lere yönelik mevcut yaklaşımına yönelik bazı adımlar attığı, KOBİ’lerin durumunun iyileştirilmesine yönelik daha fazla çabaya ihtiyaç duyulduğu, KOBİ’lerin yaşanan son mali krizden oldukça etkilendiği, KOBİ’lerin Türk lirasının devalüasyonundan kaynaklanan avantajı kullanamadıkları gibi iç talebin azalmasından da olumsuz etkilendikleri, bu ortamda KOBİ’lere yönelik Eylem Planının ve diğer girişimlerin hızlandırılmasının bu alanda ilerleme sağlanması bakımından önem arz ettiği vurgulanmaktadır.

KOBİ’lerin temel probleminin finansman olduğu, mevcut ekonomik şartlar altında finansman imkanlarının daha da azaldığı tespitine yer verilmektedir.

Küçük işletmelere yönelik organize sanayi bölgeleri gibi hizmetlerin olumlu gelişmeler olduğu, ancak, iş ortamının istikrarlı ve öngörülebilir olmaması durumunda sözkonusu uygulamaların etkisinin sınırlı kalacağı, bu kapsamda Türk Hükümetinin bürokrasiyi azaltacak önlemler alması gerektiği ifade edilmektedir. .

KOBİ’lere yönelik desteğin büyük bir kısmının TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme Başkanlığı) ve İKV (İktisadi Kalkınma Vakfı) gibi sivil toplum kuruluşları tarafından sağlandığı tespitine yer verilmektedir.

KOBİ’lere finansman imkanları sağlamak amacıyla KOBİ Yatırım AŞ.’nin kurulduğu, ve risk sermayesi şeklinde çalışmakta olduğu, ayrıca, Türk Halk Bankası tarafından verilen kredilere teminat sağlamaya yönelik bir kredi garanti fonunun oluşturulduğu, yüksek teknoloji kullanan şirketlere Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) tarafından risk sermayesi kullanma imkanının sunulduğu belirtilmektedir.

Genel bir değerlendirme olarak Türkiye’deki KOBİ tanımının Avrupa Komisyonu tarafından getirilen öneriler ile uyumlu olduğu vurgulanmaktadır. .

Tüketicinin Korunması

Tüketicinin Korunması alanında AB müktesebatına uyumun sınırlı olduğu vurgulanmakta, Türkiye’nin halen genel Tüketici Koruma Sistemi geliştirmesi gerektiği, sektörün halen 1995 yılında hazırlanan çerçeve mevzuat kapsamında idare edildiği belirtilmektedir.

Gıda ürünlerinde idari sorumluluğun Sağlık Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı arasında paylaşıldığı ve mevcut laboratuarların gerekli analizlerin yapılabilmesi için yetersiz bir donanıma sahip olduğu belirtilmiştir. TÜRKAK’ın henüz hiçbir akreditasyon faaliyetinde bulunmamış olmasından dolayı laboratuarların akredite olmadığı da vurgulanmaktadır.

Katılım öncesinde bu alanda mevzuat, idari yapılanma ve teknik donanım konusunda düzenlemeler yapılması gerekeceği belirtilmiştir. 

IV.KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ VE ULUSAL PROGRAM’IN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

  1. Katılım Ortaklığı

Komisyon, 8 Mart 2001 tarihinde kabul edilen Türkiye için Katılım Ortaklığı belgesinde belirlenmiş olan kısa vadeli öncelikler bakımından belirli ölçüde ilerleme kaydedildiğini, orta vadeli önceliklerin 2002’de yayımlanacak İlerleme Raporu’nda değerlendirileceğine yer vermektedir. Bu çerçevede, Komisyon’un kısa vadeli öncelikler bakımından Türkiye’ye ilişkin değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır.

Geliştirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler

Ekonomik Kriterler

İç Pazar

Enerji

Telekomünikasyon

Yeni bir Telekom Yasası ile Lisans Yönetmeliği kabul edilmiştir. Düzenleyici yasal çerçevenin Topluluk müktesebatı ile uyumluluğunun sağlanabilmesine ve Telekomünikasyon Kurulu’nun idari kapasitesinin artırılmasına yönelik adımlar atılması gerekmektedir.

2- AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı’nın Değerlendirilmesi

Komisyon, Ulusal Programın Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan bir çok önceliği ele alan geniş çaplı bir doküman, alınacak tedbirlere ilişkin yararlı bir envanter olarak değerlendirmektedir. Katılım Ortaklığı belgesinin AB tarafından kabul edilmesini müteakip, kısa sürede hazırlanan çarpıcı bir belge olarak nitelenen Ulusal Programın katılım öncesi strateji bağlamında devam eden bir süreç olduğu yorumu yapılmaktadır. Programın revize edildikten sonraki halinin daha çok gelecekte yürütülecek çalışmalara yönelik bir plan işlevini üstlenmesi gerektiği, bu çerçevede, yapılacak işlerin açık takvimler kapsamında önceliklere daha etkin bir şekilde bağlanmasının mümkün olacağı ve Türkiye’nin uyum sürecinin daha kolay izlenmesinin sağlanacağı ifade edilmektedir.

Komisyon, bazı hallerde kısa vade altında yer alan eylemlerin orta vade başlığı altında yer aldığı veya kısa ve orta vade başlıkları altında ayrı ayrı ele alındığı tespitinde bulunmaktadır.

Siyasi kriterler bakımından, Anayasa değişikliği gibi Ulusal Programda öngörülen bazı girişimlerin son gelişmeler neticesinde yerine getirilmiş olduğu, revize edilmiş Ulusal Programın bu ve diğer gelişmeleri dikkate alması gerektiği belirtilmektedir. Ulusal Programın, Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan kültürel hakların garanti altına alınması hususunda yetersiz kaldığı ve Türk vatandaşlarının ana dillerini televizyon ve radyo yayınlarında kullanabilmeleri gerektiği dile getirilmektedir. Ulusal Programda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 6 sayılı Protokolü’nün imzalanmasına ilişkin herhangi bir taahhüt yer almadığına dikkat çekilmektedir.

Topluluk müktesebatının üstlenilmesine ilişkin bölümlerde, Katılım Ortaklığı belgesinde tarım (bitki ve hayvan sağlığı), sosyal politikalar, ulaştırma, enerji, bölgesel politikalar, adalet ve içişleri ve gümrükler gibi alanlar bakımından tespit edilen farklılıkların giderilebilmesi için düzeltmelerde bulunulması önerilmektedir. Programda yer alan açıklayıcı bölümlerin göz ardı edilmesi, gıda ürünleri, fikri mülkiyet hakları ve benzeri alanlarda öngörülen yasal değişikliklerin ilgili müktesebat bölümüne kaydırılarak düzeltme yoluna gidilmesi önerilmektedir. Devlet yardımları ve çeşitli alanlarda devlet yardımlarının kontrolüne ilişkin uyum derecesini içerir bilgi temininin gerektiği vurgulanmaktadır. Ulusal Programın revize edilmiş versiyonunun özellikle Gümrük Birliği gibi (malların serbest dolaşımı, rekabet, devlet yardımları, tekellerin uyumlaştırılması) Türk Hükümeti tarafından verilen yasal anlamda bağlayıcı taahhütlerin daha kapsamlı bir şekilde irdelenmesi tavsiyesinde bulunulmaktadır.

Sosyal politika, ulaştırma, çevre, adalet ve içişleri gibi alanlara ilişkin Topluluk müktesebatının revize edilecek dokümanda yer alması ve tarım alanında bitki ve hayvan sağlığına ilişkin mevzuatın uyarlanmasına yönelik stratejik bir plan geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ifade edilmektedir.

Önceliklerin hayata geçirilebilmesi için kullanılacak mali kaynaklar hususunun daha açık ifade edilmesi gerektiği, bunun ulusal, Topluluk ve Uluslararası Mali Kuruluşların kaynaklarının programlanabilmesi için faydalı olacağı ve özellikle çevre ve sınırların kontrolü gibi yüksek maliyetli alanlar bakımından önem taşıdığı vurgulanmaktadır.

Ulusal Programın revize edilmiş versiyonunun, kurumsal ve idari hususlara ilişkin daha ayrıntılı bilgiler içermesi gerektiği, ilgili politikaların uygulanmasından sorumlu olarak kurumların belirtilmesinin önem taşıdığı dile getirilmektedir.

Yukarıda yer alan hususların Ulusal Programın revizyonu sırasında Türk Hükümeti tarafından dikkate alınması önerilmekte ve TAIEX’in bu konuda yardımda bulunacağı belirtilmektedir. 

V. ANALİTİK İNCELENME SÜRECİNE (SCREENING) HAZIRLIK AŞAMASINDA KAYDEDİLEN GELİŞMELER

Türkiye ile analitik inceleme sürecine hazırlık çalışmaları Türkiye-AT Ortaklık Konseyi’nin 11 Nisan 2000 tarihinde aldığı 3/2000 sayılı Karar ile Türkiye-AT Ortaklık Komitesi’ne bağlı olarak çalışacak 8 adet alt komite kurularak başlatılmıştır. Sözkonusu alt komiteler yapı itibariyle AB’nin aday MDAÜ ile Avrupa Anlaşmaları kapsamında oluşturduğu komiteler ile paralellik arz etmektedir.

Alt Komiteler mevzuat yakınlaştırması, uygulaması ve yürütmesini izlemekte, Türkiye-AT Gümrük Birliği ve Ortaklık Konseyi’nin aldığı ilgili kararların uygulanması kapsamında öncelikli sektörlerde ortaya çıkan sorunları ele almaktadır.

Alt komiteler 22 Haziran 2000 tarihi itibariyle faaliyete geçmiş ve bugüne kadar toplam 16 toplantı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, tarım, enerji, telekom, audio-visual politikalar, bankacılık, vergilendirme, sermaye hareketler, mali kontrol, kömür ve çelik ürünleri gibi alanlarda ilave toplantılar yapılmış, kozmetik ürünler, çevre, sosyal politika, vergilendirme ve kültürel varlıklar konularında seminerler düzenlenmiştir. Diğer aday ülkeler paralelinde Türkiye gümrük kılavuzu çalışması, katılım öncesi mali gözetim prosedürü, makro-ekonomik değerlendirme çalışması ve Türk sanayisinin rekabet edebilirliği üzerine yürütülen inceleme kapsamında bilgi sunmuş ve faaliyetlere iştirak etmiştir.

AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda müktesebatın analitik incelemesi sürecinde Türkiye’ye yönelik değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır.