ORTAK TİCARET POLİTİKASI

Ortak Ticaret Politikası, Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygulanması gereğinin, diğer bir deyişle gümrük birliğine ulaşmanın kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Gümrük birliğinin ertesinde ulusal düzeydeki ticaret politikası uygulamalarının sürdürülmesinin, üye ülkeler arasındaki rekabet koşullarını etkileyerek ticaret sapmalarına yol açabileceği gerçeğinden hareketle ve gümrük birliğinin uygun şekilde işleyebilmesi için üye ülkeleri bağlayıcı ortak kuralların ihdası zaruret arz etmiştir.

Ayrıca, Topluluk Ortak Ticaret Politikası, uluslararası müzakerelerde, üye ülkelere, münferiden sağlayamayacakları bir pazarlık gücü kazandırmıştır.

GATT’ın XXIV’ncü maddesine uygun olarak, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu Kuran Antlaşma’nın 3(b) maddesi, Topluluğun göstereceği faaliyetler arasında “üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesinin ve ortak bir ticaret politikasının oluşturulmasını" da saymakta, Antlaşma’nın 110-116’ncı maddeleri hükümleri de Ortak Ticaret Politikası alanında üye ülkelerin yükümlüklerini ve uyacakları ilkeleri belirlemiş bulunmaktadır.

Maastricht Antlaşması, Roma Antlaşması’nın 111’inci, 114’üncü ve 116’ncı maddelerini kaldırmış, 113’üncü ve 115’inci maddelerinde de değişiklik yapmıştır.

Ortak Ticaret Politikası, yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde, AB’nin dış ticaretinin düzenlenmesine yönelik çok sayıda aracı bünyesinde bulundurmaktadır.

Bu araçlar kısaca şöyle sıralanabilir:

  • Ortak Gümrük Tarifesi: Üçüncü ülke kaynaklı malların Topluluk içinde tam anlamıyle serbest dolaşımda olmasının ilk şartı, bu mallara uygulanacak gümrük vergilerinin her üye ülke tarafından aynı oranda tahsil edilmesidir. OGT, halen 2658/87 sayılı Konsey Yönetmeliği çerçevesinde uygulanmakta, tarifeleri gösterir liste her yıl yenilenmektedir.
  • İthalatta Ortak Kurallar: İthalat, esas itibariyle serbest olmakla birlikte, gerektiği takdirde gözetim ve korunma önlemlerine konu olabilmektedir. Farklı uygulamaların, oluşturulmuş bulunan Tek Pazar ilkelerine aykırı olacağından hareketle, ithalatta uygulanabilecek bu tür önlemler ortak kurallara bağlanmıştır. Bu amaçla çıkarılan ve Uruguay Round çerçevesinde kabul edilen Korunma Önlemleri Anlaşması’nı da dikkate alan 3285/94 sayılı Konsey Yönetmeliği, ithalatta gerektiği takdirde, belirli usul ve şartlar dahilinde olmak üzere, başvurulabilecek gözetim ve korunma önlemlerine ilişkin esasları düzenlemektedir. “Ticareti devlet eliyle yürüten ülkeler” kaynaklı ithalata ilişkin olarak ise ayrı bir düzenleme sözkonusudur. 519/94 sayılı Konsey Yönetmeliği çerçevesinde, bu ülkeler kaynaklı ithalata karşı alınabilecek gözetim ve korunma önlemleri daha kısıtlayıcı temellere dayanmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti'ne karşı kota uygulanacak ürünler ile diğer ülkelere uygulanacak gözetim önlemleri Yönetmelik ekinde yer almaktadır.
  • Dampingli İthalata Karşı Korunma: Topluluk üreticilerine zarar verecek düzeyde dampingli fiyatlarla yapılan ithalat, gerekli soruşturma neticesinde önleme tabi tutulabilmektedir. Dampingli ithalata karşı, geçici vergi (soruşturma süresince) veya kesin vergi uygulanabilmektedir. İhracatçı fiyat taahhüdünde de bulunabilmektedir. 384/96 sayılı Konsey Yönetmeliğinin esas teşkil ettiği damping mevzuatı, Topluluk tarafından halen en sık kullanılan korunma aracı olma özelliğini sürdürmektedir.
  • Sübvansiyonlu İthalata Karşı Korunma: 2026/97 sayılı Konsey Yönetmeliği çerçevesinde ihracatçı veya üretici devletin yaptığı sübvansiyonlar neticesinde rekabet gücü kazanarak Topluluk pazarına giren ve Topluluk üreticilerine zarar veren ithalata karşı, zararı ortadan kaldırmak amacıyla telafi edici vergi uygulanabilmektedir.
  • Miktar Kısıtlamalarının (kotaların) İdaresi: İthalata karşı herhangi bir kota uygulamasının yürürlüğe sokulması halinde, tespit edilecek kota miktarının Topluluk ithalatçıları arasında hangi esaslar ve prosedür çerçevesinde dağıtılacağına ilişkin kurallar 520/94 sayılı Konsey Yönetmeliği (Uygulama Yönetmeliği 738/94 Komisyon Yönetmeliği) ile tespit edilmiştir.
  • Haksız Ticari Uygulamalara Karşı Topluluk Haklarının Korunması: Üçüncü ülkelerin uluslararası anlaşmalara aykırı ticari uygulamalarının Topluluk çıkarlarına zarar vermesi halinde, Topluluğun çıkarlarının öncelikle Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde oluşturulacak organlar nezdinde korunmasına ve bu organların etkisiz kalması halinde Topluluk tarafından tek taraflı olarak alınacak karşı önlemlere ilişkin olarak 3286/94 sayılı Konsey Yönetmeliği kabul edilmiş bulunmaktadır. Sözkonusu mevzauta paralel olarak yürütülen “Pazara Giriş Stratejisi” kapsamında bir bilgi bankası oluşturularak, ihracatçılar, üye ülkeler ve Komisyon’un ilgili servisleri arasında bilgi akışının hızlandırılması sağlanmıştır. Sözkonusu veri tabanından Türkiye’nin de tam anlamıyla yararlanabilmesi için çalışmalar devam etmektedir.
  • İthalatta Uygulanan Diğer Mevzuat: AB, yukarıda belirtilen temel mevzuatın yanısıra ithalattaki bazı uygulamalarda da ortak esaslar çerçevesinde hareket etmektedir. Bu uygulamaların başlıcaları şunlardır :

    Ticari Markaların Korunması ve Taklit Ürünlerin Serbest Dolaşıma Girmesinin Önlenmesi (3295/94 sayılı Konsey Yönetmeliği, uygulama Yönetmeliği 1367/95 sayılı Komisyon Yön.)

    Çeşitli standart ve teknik şartlara ilişkin düzenlemeleri

    Tekstil ve Konfeksiyon ürünleri ithalatında özel düzenlemeler

  • İhracatta Ortak Kurallar: İhracat ilke olarak serbesttir. 2603/69 sayılı Konsey Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürürlüğe sokulabilecek kısıtlamalar dışında, ihracatta miktar kısıtlaması yapılamaz. 2603/69 sayılı Yönetmelik uyarınca, temel maddelerin üretiminde görülen yetersizlikler nedeniyle ihracat kısıtlamaları yapılabilmektedir.
  • Resmi Destekli İhracat Kredileri: Konuyla ilgili olarak kabul edilen 93/112 sayılı Karar, bu alandaki OECD Uzlaşması'nı Topluluk mevzuatı haline getirmektedir. Bu düzenleme ile, kamu kredi ve sigorta kurumlarınca sağlanan orta ve uzun vadeli ihracat kredilerinin limit ve şartları kurumsal bir çerçeve içine oturtulmaktadır.

Ortak Ticaret Politikası araçlarına bir örnek: Damping mevzuatı

384/96 sayılı Konsey Yönetmeliği ile son şekline kavuşan Topluluk Damping mevzuatı, Uruguay Round sonucunda imzalanan Dünya Ticaret Örgütü’nü Kuran Anlaşma’ya ekli GATT 1994’ün VI’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma hükümleri dikkate alınarak hazırlanmış, bu çerçevede daha önceki mevzuatta (2423/88) damping ile ilgili hükümlerle birlikte yer alan sübvansiyona ilişkin hükümler ise ayrı bir Yönetmelik ile düzenlenmiştir.

Damping mevzuatı, Uruguay Round sonuçlarına uygun olarak, son derece teknik ve bu mevzuatın sadece zarara yol açan dampinge karşı uygulanacak bir ticari koruma olma özelliğini kaybederek doğrudan ithalatı kısıtlayıcı bir araç olmasını engelleyici hükümler taşımaktadır.

384/96 sayılı Konsey Yönetmeliği, zarara yol açan dampingli bir ürüne karşı anti-damping vergisi konulabileceğini belirterek, dampingi; malın ihraç fiyatının, aynı malın veya benzerinin ihracatçı ülkenin iç fiyatından (normal değer), mevzuatta sıralanan kabul edilebilir nedenler dışında, düşük olması olarak tanımlar.

Mevzuat, normal değerin belirlenmesinde, karşılaşılabilecek güçlükleri dikkate alarak, çeşitli yöntemler belirlemektedir. Fiyatların karşılaştırılması da, belirtilen yöntemler dahilinde yapılabilmektedir.

Topluluk üreticilerinin zarar gördükleri dampingli ithalata karşı korunmak üzere ne şekilde başvuruda bulunacakları, bu başvuruda istenilen bilgiler, Komisyonun inceleme prosedürü, inceleme neticesinde soruşturma açılmasının gerekli görülmesi halinde izlenecek yöntem, soruşturma usul ve esasları 384/96 sayılı Konsey Yönetmeliğinde açıkca belirlenmiştir.

Acil önlem gereken hallerde, ne şekilde geçici önlem alınacağı da metinde yer almaktadır.

Dampingli ithalata karşı önlem alınabilmesinin ön şartını oluşturan dampingin zarara neden olması koşulu da sözkonusu Yönetmelikte ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Dampingli ithalata karşı alınabilecek önlemler, zarara yol açan ülke veya firma ürünlerine, zararı giderecek düzeyde anti-damping vergisi konulması ile ihracatçı ülkenin fiyat taahhüdünde bulunmasıdır. Vergi, belirli koşullarla geriye dönük olarak da uygulanabilmektedir. Vergi, belirli bir süre ile uygulanabilmekte, bu sürenin sonunda gözden geçirilerek, dampingin ve zararın devam ettiğinin tespiti halinde uzatılabilmektedir.

Uluslararası Anlaşmalar

AB tarafından otonom ve anlaşmalara dayalı olarak tercihli rejim uygulaması yapılmaktadır. Ancak, AB’nin tercihli sistemi dinamik bir yapı arz etmektedir. Bu çerçevede, Topluluk yeni anlaşmalar yapmakta, mevcut anlaşmaların ise, yapısı değiştirilebilmektedir.

Örneğin, Türkiye ile AB arasında 1/95 sayılı Karar’ın imzalanması üzerinden bir yıl geçmemesine rağmen, AB-Baltık Ülkeleri ve AB-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşmaları, yapı değiştirerek, Ortaklık Anlaşmaları halini almıştır. Yine Ortaklık ilişkisi perspektifinde, Tunus ve Fas ile görüşmeler tamamlanmış olup, Mısır ile de devam ettirilmektedir. Ayrıca, AB ile ABD ve MERCOSUR ülkeleri arasındaki serbest ticaret alanına ilişkin araştırıcı görüşmeler sürdürülmektedir.

A) Ortaklık Anlaşması

Bu çerçevede, Topluluğun, Visegrad (Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya), Bulgaristan, Romanya, Malta, Kıbrıs, Slovenya (parafe edildi) ile ortaklık anlaşmaları bulunmaktadır.

B) Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşmaları

Topluluk, EFTA ülkeleri (Norveç, İsviçre, Lihtenstayn), İsrail, Faroe Adaları, Litvanya, Letonya, Estonya (imzalanan Avrupa Anlaşmaları mevcut STA’ların yerini almıştır) ile serbest ticaret anlaşması imzalamıştır.

C) Tercihli Ticaret Anlaşmaları

i) Lomé Anlaşmaları

İngiltere’nin 1973 yılı başında Topluluğa katılmasının ardından İngiliz Uluslar Topluluğu ülkeleriyle Topluluk arasında ayrıcalıklı ticaret ilişkilerini düzenlemek amacıyla yeni bir anlaşma yapma gereği ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine, bir yanda Topluluk üyesi ülkeler, diğer yanda Afrika, Karayibler ve Pasifik’te yer alan 46 İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi arasında 28 Şubat 1975 tarihinde Lomé Anlaşması imzalanmıştır. Bunun ardından, sırasıyla II., III. ve IV. Lomé Anlaşmaları imzalanarak yürürlüğe girmiştir.

ii) Akdeniz Ülkeleriyle Yapılan Anlaşmalar

Topluluk, ileride daha ayrıntılı şekilde ele alınacak olan Akdeniz politikası çerçevesinde, Akdeniz ülkeleriyle tercihli ticaret anlaşmaları imzalamıştır. Bu ülkelerden Fas ve Tunus ile ortaklık anlaşmaları parafe edilmiş olup, onay süreçlerinin tamamlanması beklenmektedir. Ayrıca, bu kapsamda, Mısır ile müzakereler de sürdürülmektedir.

D) Tekstil Anlaşmaları

Hammadde ve işgücü açılarından karşılaştırmalı üstünlüğe sahip gelişme yolundaki ülkelerin giderek artan rekabetiyle karşılaşan Avrupa Toplulukları, tekstil ve konfeksiyon sektörü bakımından izlediği ticaret politikasında ilk hedef olarak, iç piyasasının artan ithalat nedeniyle sarsılmasını önlemeyi ve giderek bu piyasada kendi imalatçılarının yeterli bir pay almasını sağlamayı amaçlamıştır.

Bu amaca ulaşabilmek için, Topluluk, ihracatçı ülkelerle teker teker müzakereler yaparak ihracat miktarlarını sınırlamak ve ikili denetim (double checking) yöntemiyle ihracat artışlarının doğuracağı sarsıntıları zamanında önlemek yolunu seçmiştir. Böylece, Avrupa Toplulukları, ihracatçı ülkelerin yıllık ihracat artışlarını ürünün cinsine ve duyarlılık derecesine göre denetim altına aldığı gibi, gerekirse ihraç fiyatlarının yükseltilmesini de sağlayarak (fiyat anlaşmaları veya anti-damping prosedürü), kendi sanayini korumaya ve iç piyasada fiyat istikrarını kurmaya yönelmiştir.

Böylece, Avrupa Toplulukları’nın, sanayi sektöründeki koruma mekanizmasını mevcut gümrük vergileri yerine “miktar kısıtlamaları ve damping/sübvansiyon mevzuatına dayandırdığı dikkate alınırsa, yukarıda sunulan bilgilerin de ışığına, Topluluğun özellikle tekstil sektöründe Ortak Ticaret Politikası’nın araçlarını başarılı bir biçimde kullandığı görülmektedir.

Sözkonusu anlaşmalar incelendiğinde, temel hükümlerin aynı olduğu ve ortak olarak belirlenmiş kota düzeylerine uyularak ihracat ve buna paralel olarak ithalatın yürütülmesinin öngörüldüğü, bu amaçla idari işbirliği yöntemlerinin geliştirildiği ve anlaşma hükümlerine aykırı hareket edilmesi halinde, anlaşma hükümlerine dönülmesini sağlayan korunma mekanizmasına başvurulmasının mümkün olduğu görülmektedir.

Öte yandan, bu anlaşmalarda, Topluluk menşeli hammadde kullanılarak üretilen maddelerin Topluluğa gümrük vergisinden kısmen veya tamamen muaf olarak ihraç edilmesi konusu da düzenlenmektedir (fason rejimi).

Bu arada, kısıtlama anlaşmalarında, anlaşma kapsamına dahil edilen tekstil ve konfeksiyon mamullerinin tamamı belirli kategoriler itibariyle zikredilmekte ve bu kategoriler için Topluluk genelinde ve üye ülkeler bazında geçerli olacak yıllık kota düzeyleri gösterilmektedir.

E) Genelleştirilmiş Preferanslar Sistemi (GSP)

Gelişmiş ülkelerin, gelişme yolundaki ülkelere sağlayacakları tek taraflı tavizlerle bu ülkelerin Dünya Ticareti’nden aldıkları payın arttırılmasını hedefleyen GSP, 1 Temmuz 1971 tarihinde Topluluk tarafından uygulamaya konulmuştur. Bugün, Avrupa Birliği, ABD, Japonya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Norveç, İsviçre, Rusya Federasyonu, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Bulgaristan tarafından uygulanmakata olan 14 otonom GSP düzenlemesi bulunmaktadır. Bu uygulamalar gerek tercihli rejim kapsamındaki ürünler gerek preferans tanınan ülkeler açısından farklılıklar göstermektedir. GSP uygulamasının temel amacı gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaret sistemine entegrasyonunun sağlanması ve bu ülkelerin pazara giriş koşullarının geliştirilmesi, ihracat gelirlerinin arttırılması ve ekonomik büyümelerinin hızlandırılmasıdır.

Uruguay Round sonrasında gelişmiş ülkelerin sanayi ürünleri taahhütlerinde ortalama % 40 civarında bir indirim yapmayı kabul etmeleri, bunun sonucunda Gelişme Yolundaki Ülkeler (GYÜ) için en önemli pazarlar olan gelişmiş ülkelerin, % 6.3 olan Round öncesi koruma oranlarının Round sonrasında (5 yıl içinde) % 3.8’e inecek olması GSP kapsamında verilen tavizlerin getirdiği avantajları önemli ölçüde erozyona uğratmıştır. Bu itibarla gelişmiş ülkeler GSP rejimlerinin etkin kullanımının sağlanması ve tercihli rejimden gelişmişlik düzeyi düşük ülkelerin daha fazla yararlanabilmelerini teminen çalışmalar başlatmışlardır.

Bu yönde atılan adımların en önemlisi “graduation” adı verilen ve bazı ülkelerin gelişmişlik ve uzmanlaşma düzeylerine bağlı olarak sistem dışına çıkarılmasını öngören uygulamadır.

AB tarafından, sanayi ürünlerinde, GSP kapsamındaki tercihli rejim, En Az Gelişmiş Ülkeler için uygulanan gümrük vergilerinin tamamen askıya alınmasını, Gelişme Yolundaki Ülkelere ise, ürünlerin hassasiyetine göre 4 farklı kategori içerisinde değişik tercih marjları uygulanmasını öngörmektedir. Tarım ürünlerindeki yeni rejim üzerindeki çalışmalar ise, devam ettirilmektedir. Bu ürünlerdeki mevcut sistem içerisinde, sanayi ürünlerine göre dar kapsamlı bir tercihli rejim uygulanmaktadır.

Ortak Sanayi Stratejisi ve Ortak Rekabet Politikası

Ortak Sanayi Stratejisi

Topluluklar sanayi stratejesinin esasını; tüketici ihtiyaçlarına cevap verebilecek kalite ve miktarda üretim yapılırken, fiyatların iç ve dış piyasalarda rekabet edebilecek düzeyde olması teşkil etmektedir.

Bu kapsamda, Topluluğun sanayi stratejisinin temel hedefi Topluluk içi rekabeti düzenleyici ve Topluluk içi ticareti arttırıcı bir sistemin kurulmasıdır. Sözkonusu stratejinin esaslarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

  • Topluluğun gelişen dünya pazarlarındaki rakiplerine karşı ortak tutumun saptanması
  • Rekabeti sağlayabilecek teknolojik gelişimin planlanması
  • Makro ve mikro düzeyde toplum kesimlerinin geniş tabanlı uzlaşısının sağlanması
  • Topluluk yeni sanayi yapılanmasının en az orta vadeli bir perspektif ile değerlendirilmesi,
  • Yeni tip sanayi işbirliği metodları ile Topluluk olarak rakip ülkelerde ortak yatırımlara gidilmesi
  • Yukarıda temel esasları özetlenen sanayi stratejisinin uygulanması ile ulaşılmak istenen hedefler ise aşağıda yeralmaktadır:
  • Yapısal ayarlamayı hızlandırarak sanayi dokusunun kendi sınırları içerisinde uyumlu dağılımını sağlamak,
  • Sanayi örgütlenmelerini Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ) düzeyinde şekillendirmek,
  • Oluşturulacak Araştırma ve Geliştirme (AR-GE) ve mesleki eğitim programları ile uluslarüstü bir rekabet üstünlüğüne sahip olmak.

Tarım sektörünün aksine, Roma Antlaşması’nda sanayi sektörü için ortak bir politika öngören hükümler getirilmemiştir. Anılan Antlaşma’nın sanayi mamulleri ile ilgili olarak öngördüğü hükümler, rekabet politikası ile devlet yardımlarının denetimini içermektedir.