ORTAK TİCARET POLİTİKASI Ortak Ticaret Politikası, Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygulanması gereğinin, diğer bir deyişle gümrük birliğine ulaşmanın kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Gümrük birliğinin ertesinde ulusal düzeydeki ticaret politikası uygulamalarının sürdürülmesinin, üye ülkeler arasındaki rekabet koşullarını etkileyerek ticaret sapmalarına yol açabileceği gerçeğinden hareketle ve gümrük birliğinin uygun şekilde işleyebilmesi için üye ülkeleri bağlayıcı ortak kuralların ihdası zaruret arz etmiştir. Ayrıca, Topluluk Ortak Ticaret Politikası, uluslararası müzakerelerde, üye ülkelere, münferiden sağlayamayacakları bir pazarlık gücü kazandırmıştır. GATT’ın XXIV’ncü maddesine uygun olarak, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu Kuran Antlaşma’nın 3(b) maddesi, Topluluğun göstereceği faaliyetler arasında “üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesinin ve ortak bir ticaret politikasının oluşturulmasını" da saymakta, Antlaşma’nın 110-116’ncı maddeleri hükümleri de Ortak Ticaret Politikası alanında üye ülkelerin yükümlüklerini ve uyacakları ilkeleri belirlemiş bulunmaktadır. Maastricht Antlaşması, Roma Antlaşması’nın 111’inci, 114’üncü ve 116’ncı maddelerini kaldırmış, 113’üncü ve 115’inci maddelerinde de değişiklik yapmıştır. Ortak Ticaret Politikası, yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde, AB’nin dış ticaretinin düzenlenmesine yönelik çok sayıda aracı bünyesinde bulundurmaktadır. Bu araçlar kısaca şöyle sıralanabilir:
384/96 sayılı Konsey Yönetmeliği ile son şekline kavuşan Topluluk Damping mevzuatı, Uruguay Round sonucunda imzalanan Dünya Ticaret Örgütü’nü Kuran Anlaşma’ya ekli GATT 1994’ün VI’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma hükümleri dikkate alınarak hazırlanmış, bu çerçevede daha önceki mevzuatta (2423/88) damping ile ilgili hükümlerle birlikte yer alan sübvansiyona ilişkin hükümler ise ayrı bir Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Damping mevzuatı, Uruguay Round sonuçlarına uygun olarak, son derece teknik ve bu mevzuatın sadece zarara yol açan dampinge karşı uygulanacak bir ticari koruma olma özelliğini kaybederek doğrudan ithalatı kısıtlayıcı bir araç olmasını engelleyici hükümler taşımaktadır. 384/96 sayılı Konsey Yönetmeliği, zarara yol açan dampingli bir ürüne karşı anti-damping vergisi konulabileceğini belirterek, dampingi; malın ihraç fiyatının, aynı malın veya benzerinin ihracatçı ülkenin iç fiyatından (normal değer), mevzuatta sıralanan kabul edilebilir nedenler dışında, düşük olması olarak tanımlar. Mevzuat, normal değerin belirlenmesinde, karşılaşılabilecek güçlükleri dikkate alarak, çeşitli yöntemler belirlemektedir. Fiyatların karşılaştırılması da, belirtilen yöntemler dahilinde yapılabilmektedir. Topluluk üreticilerinin zarar gördükleri dampingli ithalata karşı korunmak üzere ne şekilde başvuruda bulunacakları, bu başvuruda istenilen bilgiler, Komisyonun inceleme prosedürü, inceleme neticesinde soruşturma açılmasının gerekli görülmesi halinde izlenecek yöntem, soruşturma usul ve esasları 384/96 sayılı Konsey Yönetmeliğinde açıkca belirlenmiştir. Acil önlem gereken hallerde, ne şekilde geçici önlem alınacağı da metinde yer almaktadır. Dampingli ithalata karşı önlem alınabilmesinin ön şartını oluşturan dampingin zarara neden olması koşulu da sözkonusu Yönetmelikte ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Dampingli ithalata karşı alınabilecek önlemler, zarara yol açan ülke veya firma ürünlerine, zararı giderecek düzeyde anti-damping vergisi konulması ile ihracatçı ülkenin fiyat taahhüdünde bulunmasıdır. Vergi, belirli koşullarla geriye dönük olarak da uygulanabilmektedir. Vergi, belirli bir süre ile uygulanabilmekte, bu sürenin sonunda gözden geçirilerek, dampingin ve zararın devam ettiğinin tespiti halinde uzatılabilmektedir.
AB tarafından otonom ve anlaşmalara dayalı olarak tercihli rejim uygulaması yapılmaktadır. Ancak, AB’nin tercihli sistemi dinamik bir yapı arz etmektedir. Bu çerçevede, Topluluk yeni anlaşmalar yapmakta, mevcut anlaşmaların ise, yapısı değiştirilebilmektedir. Örneğin, Türkiye ile AB arasında 1/95 sayılı Karar’ın imzalanması üzerinden bir yıl geçmemesine rağmen, AB-Baltık Ülkeleri ve AB-İsrail Serbest Ticaret Alanı Anlaşmaları, yapı değiştirerek, Ortaklık Anlaşmaları halini almıştır. Yine Ortaklık ilişkisi perspektifinde, Tunus ve Fas ile görüşmeler tamamlanmış olup, Mısır ile de devam ettirilmektedir. Ayrıca, AB ile ABD ve MERCOSUR ülkeleri arasındaki serbest ticaret alanına ilişkin araştırıcı görüşmeler sürdürülmektedir. A) Ortaklık Anlaşması Bu çerçevede, Topluluğun, Visegrad (Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya), Bulgaristan, Romanya, Malta, Kıbrıs, Slovenya (parafe edildi) ile ortaklık anlaşmaları bulunmaktadır. B) Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşmaları Topluluk, EFTA ülkeleri (Norveç, İsviçre, Lihtenstayn), İsrail, Faroe Adaları, Litvanya, Letonya, Estonya (imzalanan Avrupa Anlaşmaları mevcut STA’ların yerini almıştır) ile serbest ticaret anlaşması imzalamıştır. C) Tercihli Ticaret Anlaşmaları i) Lomé Anlaşmaları İngiltere’nin 1973 yılı başında Topluluğa katılmasının ardından İngiliz Uluslar Topluluğu ülkeleriyle Topluluk arasında ayrıcalıklı ticaret ilişkilerini düzenlemek amacıyla yeni bir anlaşma yapma gereği ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine, bir yanda Topluluk üyesi ülkeler, diğer yanda Afrika, Karayibler ve Pasifik’te yer alan 46 İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi arasında 28 Şubat 1975 tarihinde Lomé Anlaşması imzalanmıştır. Bunun ardından, sırasıyla II., III. ve IV. Lomé Anlaşmaları imzalanarak yürürlüğe girmiştir. ii) Akdeniz Ülkeleriyle Yapılan Anlaşmalar Topluluk, ileride daha ayrıntılı şekilde ele alınacak olan Akdeniz politikası çerçevesinde, Akdeniz ülkeleriyle tercihli ticaret anlaşmaları imzalamıştır. Bu ülkelerden Fas ve Tunus ile ortaklık anlaşmaları parafe edilmiş olup, onay süreçlerinin tamamlanması beklenmektedir. Ayrıca, bu kapsamda, Mısır ile müzakereler de sürdürülmektedir. D) Tekstil Anlaşmaları Hammadde ve işgücü açılarından karşılaştırmalı üstünlüğe sahip gelişme yolundaki ülkelerin giderek artan rekabetiyle karşılaşan Avrupa Toplulukları, tekstil ve konfeksiyon sektörü bakımından izlediği ticaret politikasında ilk hedef olarak, iç piyasasının artan ithalat nedeniyle sarsılmasını önlemeyi ve giderek bu piyasada kendi imalatçılarının yeterli bir pay almasını sağlamayı amaçlamıştır. Bu amaca ulaşabilmek için, Topluluk, ihracatçı ülkelerle teker teker müzakereler yaparak ihracat miktarlarını sınırlamak ve ikili denetim (double checking) yöntemiyle ihracat artışlarının doğuracağı sarsıntıları zamanında önlemek yolunu seçmiştir. Böylece, Avrupa Toplulukları, ihracatçı ülkelerin yıllık ihracat artışlarını ürünün cinsine ve duyarlılık derecesine göre denetim altına aldığı gibi, gerekirse ihraç fiyatlarının yükseltilmesini de sağlayarak (fiyat anlaşmaları veya anti-damping prosedürü), kendi sanayini korumaya ve iç piyasada fiyat istikrarını kurmaya yönelmiştir. Böylece, Avrupa Toplulukları’nın, sanayi sektöründeki koruma mekanizmasını mevcut gümrük vergileri yerine “miktar kısıtlamaları ve damping/sübvansiyon mevzuatına dayandırdığı dikkate alınırsa, yukarıda sunulan bilgilerin de ışığına, Topluluğun özellikle tekstil sektöründe Ortak Ticaret Politikası’nın araçlarını başarılı bir biçimde kullandığı görülmektedir. Sözkonusu anlaşmalar incelendiğinde, temel hükümlerin aynı olduğu ve ortak olarak belirlenmiş kota düzeylerine uyularak ihracat ve buna paralel olarak ithalatın yürütülmesinin öngörüldüğü, bu amaçla idari işbirliği yöntemlerinin geliştirildiği ve anlaşma hükümlerine aykırı hareket edilmesi halinde, anlaşma hükümlerine dönülmesini sağlayan korunma mekanizmasına başvurulmasının mümkün olduğu görülmektedir. Öte yandan, bu anlaşmalarda, Topluluk menşeli hammadde kullanılarak üretilen maddelerin Topluluğa gümrük vergisinden kısmen veya tamamen muaf olarak ihraç edilmesi konusu da düzenlenmektedir (fason rejimi). Bu arada, kısıtlama anlaşmalarında, anlaşma kapsamına dahil edilen tekstil ve konfeksiyon mamullerinin tamamı belirli kategoriler itibariyle zikredilmekte ve bu kategoriler için Topluluk genelinde ve üye ülkeler bazında geçerli olacak yıllık kota düzeyleri gösterilmektedir. E) Genelleştirilmiş Preferanslar Sistemi (GSP) Gelişmiş ülkelerin, gelişme yolundaki ülkelere sağlayacakları tek taraflı tavizlerle bu ülkelerin Dünya Ticareti’nden aldıkları payın arttırılmasını hedefleyen GSP, 1 Temmuz 1971 tarihinde Topluluk tarafından uygulamaya konulmuştur. Bugün, Avrupa Birliği, ABD, Japonya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Norveç, İsviçre, Rusya Federasyonu, Çek Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Bulgaristan tarafından uygulanmakata olan 14 otonom GSP düzenlemesi bulunmaktadır. Bu uygulamalar gerek tercihli rejim kapsamındaki ürünler gerek preferans tanınan ülkeler açısından farklılıklar göstermektedir. GSP uygulamasının temel amacı gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaret sistemine entegrasyonunun sağlanması ve bu ülkelerin pazara giriş koşullarının geliştirilmesi, ihracat gelirlerinin arttırılması ve ekonomik büyümelerinin hızlandırılmasıdır. Uruguay Round sonrasında gelişmiş ülkelerin sanayi ürünleri taahhütlerinde ortalama % 40 civarında bir indirim yapmayı kabul etmeleri, bunun sonucunda Gelişme Yolundaki Ülkeler (GYÜ) için en önemli pazarlar olan gelişmiş ülkelerin, % 6.3 olan Round öncesi koruma oranlarının Round sonrasında (5 yıl içinde) % 3.8’e inecek olması GSP kapsamında verilen tavizlerin getirdiği avantajları önemli ölçüde erozyona uğratmıştır. Bu itibarla gelişmiş ülkeler GSP rejimlerinin etkin kullanımının sağlanması ve tercihli rejimden gelişmişlik düzeyi düşük ülkelerin daha fazla yararlanabilmelerini teminen çalışmalar başlatmışlardır. Bu yönde atılan adımların en önemlisi “graduation” adı verilen ve bazı ülkelerin gelişmişlik ve uzmanlaşma düzeylerine bağlı olarak sistem dışına çıkarılmasını öngören uygulamadır. AB tarafından, sanayi ürünlerinde, GSP kapsamındaki tercihli rejim, En Az Gelişmiş Ülkeler için uygulanan gümrük vergilerinin tamamen askıya alınmasını, Gelişme Yolundaki Ülkelere ise, ürünlerin hassasiyetine göre 4 farklı kategori içerisinde değişik tercih marjları uygulanmasını öngörmektedir. Tarım ürünlerindeki yeni rejim üzerindeki çalışmalar ise, devam ettirilmektedir. Bu ürünlerdeki mevcut sistem içerisinde, sanayi ürünlerine göre dar kapsamlı bir tercihli rejim uygulanmaktadır.
Topluluklar sanayi stratejesinin esasını; tüketici ihtiyaçlarına cevap verebilecek kalite ve miktarda üretim yapılırken, fiyatların iç ve dış piyasalarda rekabet edebilecek düzeyde olması teşkil etmektedir. Bu kapsamda, Topluluğun sanayi stratejisinin temel hedefi Topluluk içi rekabeti düzenleyici ve Topluluk içi ticareti arttırıcı bir sistemin kurulmasıdır. Sözkonusu stratejinin esaslarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
Tarım sektörünün aksine, Roma Antlaşması’nda sanayi sektörü için ortak bir politika öngören hükümler getirilmemiştir. Anılan Antlaşma’nın sanayi mamulleri ile ilgili olarak öngördüğü hükümler, rekabet politikası ile devlet yardımlarının denetimini içermektedir. |